SAĞ KALAN EŞİN KATILMA ALACAĞI VE BUNUN MİRASIN TASFİYESİNE ETKİSİ

SAĞ KALAN EŞİN KATILMA ALACAĞI VE BUNUN MİRASIN TASFİYESİNE ETKİSİ

  1. Giriş

Türk Medeni Kanunu (TMK) 2002 yılında yaptığı reformla birlikte eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejimini yasal mal rejimi olarak kabul etmiştir. Bu rejim kapsamında, evlilik birliği süresince edinilen mallar üzerinde her iki eşin de katkısı olduğu varsayımıyla, evlilik sona erdiğinde katkıların denkleştirilmesi ve “katılma alacağı” adı altında hak sahiplerine yansıması öngörülmüştür.

Eşlerden birinin ölümü durumunda, sağ kalan eşin evlilik birliğinden doğan çeşitli haklara sahip olduğu kabul edilir. Bu çerçevede ilk akla gelen hak, sağ kalan eşin mirasçılık sıfatından kaynaklanan miras hakkıdır. Ancak bununla birlikte, en az miras hakkı kadar önem taşıyan ve mirasın tasfiyesi sürecini doğrudan etkileyen bir diğer husus da sağ kalan eşin mal rejiminden kaynaklanan haklarıdır. Özellikle, eşler arasında yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi ölümle sona erdiğinde, sağ kalan eş lehine katılma alacağı gündeme gelebilir. Bu durumda, sağ kalan eşin hem mal rejiminden kaynaklanan alacak hakkı (katılma alacağı) hem de miras hakkı söz konusu olur. Bu iki hakkın sınırlarının ve birbirine etkisinin doğru şekilde değerlendirilmesi, mirasın tasfiyesinde adil bir paylaşım için büyük önem taşır.

  1. Katılma Alacağı Kavramı

Katılma alacağı, TMK m. 231 ve devamı hükümlerine göre, edinilmiş mallara katılma rejiminin sona ermesiyle birlikte, eşlerden her birinin diğer eşin edinilmiş mallarının yarısının parasal karşılığı üzerinde talep edebileceği alacak hakkıdır.

Türk Medenî Kanununu gereğince, eşler arasında aksi kararlaştırılmadıkça geçerli olan yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimidir (TMK m. 202/1). Bu mal rejiminin hangi durumlarda sona ereceği ise TMK m. 225’te ayrıntılı biçimde belirtilmiştir. Buna göre; tarafların başka bir mal rejimini benimsemesi, mahkemece evliliğin geçersiz sayılması, boşanma kararı verilmesi, mal ayrılığı rejimine geçilmesi veya eşlerden birinin vefatı halinde mal rejimi sona ermiş sayılır. Ölüm durumunda, mal rejimi kendiliğinden sona erer ve artık tasfiye süreci gündeme gelir. Kanun koyucu, bu rejimde eşler arasında doğrudan bir aynî paylaşımı değil, kişisel bir alacak ilişkisini öngörmüştür. Bu kapsamda, sağ kalan eşe “katılma alacağı” adı altında, mal rejiminin sona ermesiyle doğan bir parasal hak tanınmaktadır. Katılma alacağının hesaplanmasında esas alınan ölçüt ise artık değerdir. TMK m. 231/1’e göre, artık değer; her bir eşin edinilmiş mallarının toplamından, bu mallara ait borçların düşülmesiyle ortaya çıkan net tutardır. Ayrıca, hesaplamada denkleştirme ve ekleme gibi tamamlayıcı unsurlar da dikkate alınmakta, böylece tarafların evlilik süresince mal varlığına sağladığı katkılar daha doğru bir şekilde değerlendirilmektedir.

Edinilmiş mallar, TMK m. 219’da sınırlı olarak sayılmış olup, ücret, sosyal güvenlik ödemeleri, çalışma karşılığı elde edilen kazançlar gibi gelir kalemlerini içerir. Kişisel mallar ise bu rejimin dışında kalır.

III. Mal Rejiminin Ölümle Sona Ermesi

Eşlerden birinin ölümü, mal rejimini sona erdiren hallerdendir (TMK m. 225/1). Bu durumda;

  1. Öncelikle mal rejiminin tasfiyesi yapılır.
  2. Katılma alacağı hesaplanır.
  3. Mal rejiminden doğan haklar tamamlandıktan sonra miras paylaşımı gündeme gelir.

Uygulamada Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Tasfiyesinin Terekenin Paylaşılmasının Ön Şartı Olarak Değerlendirilmesi” ifadesi, özellikle evliliğin ölümle sona erdiği durumlarda karşımıza çıkan çok önemli bir hukuki kuralı anlatır.

Eşlerden biri öldüğünde:

  1. Sağ kalan eşin katılma alacağı olabilir (evlilik içinde edinilen mallardan dolayı),
  2. Aynı zamanda miras hakkı da vardır.Ancak sağ kalan eşin mirastan ne kadar pay alacağı, önce mal rejiminin tasfiye edilmesine bağlıdır. Yani:

Mal rejimi (edinilmiş mallara katılma) tasfiye edilmeden miras paylaşımı yapılamaz.

Bu nedenle uygulamada hâkimler ve Yargıtay şöyle der: “Katılma alacağı, terekenin bir parçası değil, ona karşı olan  bir borçtur. Tereke paylaşılmadan önce bu borç ödenmelidir.” Neden Bu Şarttır?

Çünkü:

  • Katılma alacağı, terekeye karşı olan bir alacak hakkıdır.
  • Önce sağ kalan eşin bu alacağı belirlenip terekeden çıkarılır,
  • Kalan kısmı mirasçılar arasında paylaşılır.

Eğer önce tereke paylaşılırsa, sağ kalan eşin katılma alacağı eksik kalır veya zedelenir.

🔹 Örnekle Açıklama:

  • Eşlerden biri öldü.
  • Mal rejimi tasfiye edilmeden çocuklarla birlikte miras paylaşımı yapıldı.
  • Ama aslında sağ kalan eşin 400.000 TL katılma alacağı vardı.
  • Bu alacak hesaba katılmadığı için sağ kalan eş, hem mağdur oldu hem de hukuka aykırı işlem yapıldı.

Bu yüzden önce mal rejimi tasfiye edilmeli, katılma alacağı belirlenmeli, sonra miras paylaşımı yapılmalıdır.

Yüksek Mahkeme’nin yerleşik içtihatlarına göre, “Ölümle son bulan edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi, mirasın paylaşımı öncesinde mutlaka gerçekleştirilmesi gereken bir işlem niteliğindedir. Bu bağlamda, katılma alacağı da, tereke borçları arasında sayılarak öncelikli ve peşin olarak ödenmesi gereken bir yükümlülük olarak kabul edilmektedir.

  1. Mirasın Tasfiyesine Etkisi

Sağ kalan eşin katılma alacağı, miras paylaşımından önce tasfiye edilir. Yani, sağ kalan eşin alacak hakkı, ölen eşin terekesinden çıkarıldıktan sonra kalan terekede miras payı hesaplanır.

Bu durumun doğrudan iki sonucu vardır:

  • Tereke küçülür. Katılma alacağı mirastan önce tasfiye edildiği için, mirasçılar (diğer çocuklar, anne-baba vs.) daha küçük bir tereke üzerinden hak sahibi olur.
  • Çifte hak elde edilir. Sağ kalan eş, hem mal rejimi gereği katılma alacağına, hem de yasal mirasçılıktan doğan miras payına hak kazanır (TMK m. 240 ve 499).

Örnek:

Evli olan A ve B’nin mal rejimi “edinilmiş mallara katılma”dır. A vefat eder. A’nın terekesi 1.000.000 TL değerindedir. Sağ kalan eş B, A’nın edinilmiş mallarına 400.000 TL katkıda bulunmuştur.

  • Katılma alacağı: 400.000 TL
  • Terekenin kalan kısmı: 600.000 TL
  • Sağ kalan eşin miras payı (varsayalım çocuklarla birlikte): 1/4 x 600.000 = 150.000 TL

Toplam B’nin alacağı = 400.000 TL (katılma) + 150.000 TL (miras) = 550.000 TL

  1. Yargıtay Uygulaması

Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre:

“Mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağı terekeye dahil değildir. Katılma alacağı terekenin dışında ve önünde gelen bir alacaktır.”
(Yargıtay 8. HD, 2016/7384 E., 2018/13536 K., 20.12.2018)

Ayrıca;

“Sağ kalan eşin katılma alacağı tahsil edilmeden miras paylaşımı yapılamaz.”
(Yargıtay 8. HD, 2017/13028 E., 2019/4921 K.)

Bu içtihatlar doğrultusunda, uygulamada önce mal rejimi tasfiyesi yapılmakta, ardından tereke kalan kısmı üzerinden miras paylaştırılmaktadır.

VI. Davacı (Davayı Açan Taraf):

Sağ kalan eş
Mal rejiminin ölüm nedeniyle sona ermesi durumunda, katılma alacağını talep etme hakkı sağ kalan eşe aittir. Bu nedenle genellikle davacı, hayatta kalan eştir.

VII. Davalı (Dava Edilen Taraflar):

Mirasçılar
Katılma alacağı, ölen eşin terekesinden talep edilen bir alacak olduğundan, tereke temsilcisi sıfatıyla mirasçılar davalı sıfatıyla gösterilir.

Örnek davalılar:

  • Ölen eşin çocukları
  • Ölen eşin anne/babası (altsoy yoksa)
  • Tereke temsilcisi atanmışsa bu kişi

Not: Tereke henüz paylaşılmamışsa ve mirasçılar arasında uyuşmazlık varsa, sulh hukuk mahkemesinden terekenin temsilini isteyen bir temsilci atanması talep edilebilir.

  1. Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar
  • Tereke mallarının kişisel mal mı, edinilmiş mal mı olduğunun tespiti
  • Eklenecek değerler ve denkleştirme alacaklarının belirlenmesi
  • Mal rejimi tasfiyesi yapılmadan doğrudan miras paylaşımı yapılması (hatalı uygulama)

Bu nedenlerle, özellikle ölümle sona eren evliliklerde miras ve mal rejimi davası birlikte veya sıralı şekilde yürütülmelidir.

VIII. Sonuç

Sağ kalan eşin katılma alacağı, mal rejimi hükümleri çerçevesinde mirasçılık statüsünden ayrı ve önce gelen bir alacaktır. Bu alacağın tereke tasfiyesinden önce tahsili, adil ve hukuka uygun bir paylaşımın temel şartıdır.

Miras hukukunda bu ayrımın göz ardı edilmesi, hem sağ kalan eşin hak kaybına, hem de terekenin yanlış paylaştırılmasına yol açabilir. Dolayısıyla uygulamada hem mirasçılar hem de hukukçular, bu ayrımı dikkatle gözetmeli ve süreci doğru yapılandırmalıdır.

Av İLKER KILIÇ

GSM :0 505 506 9381

Av. İlker Kılıç
Yazar & Hukuki Danışman

Av. İlker Kılıç

Avukat · Fiil Hukuk Bürosu Kurucusu

Fiil Hukuk Bürosu kurucusu Av. İlker Kılıç; iş hukuku, icra iflas hukuku, gayrimenkul hukuku ve aile hukuku alanlarında Bursa'da müvekkillerine etkin ve güvenilir hukuki destek sunmaktadır.

Bu Yazıyı Paylaşmak İstediğiniz Platformu Seçin