Popüler Etiketler

Evlilikte Mal Ayrılığı Rejimi
Evlilikte Mal Ayrılığı Rejimi
Giriş
Evlilikte mal rejimi, eşlerin evlilik boyunca edindikleri malvarlığı üzerindeki hak ve yükümlülüklerini düzenleyen hukuk kuralları bütünüdür. Türk Medeni Kanunu (TMK) eşlere, kanunda tanımlanmış dört farklı mal rejiminden birini evlilik sözleşmesi ile seçme imkânı tanımıştır.Bu mal rejimleri şunlardır:
(1) Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi (TMK m.218-241) – kanundaki yasal mal rejimidir, eşler aksini seçmezse kendiliğinden uygulanır
(2) Mal Ayrılığı Rejimi (TMK m.242-243);
(3) Paylaşmalı Mal Ayrılığı Rejimi (TMK m.244-255);
(4) Mal Ortaklığı Rejimi (TMK m.256-281)
1926 tarihli eski Medeni Kanun (743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi) döneminde uzun yıllar yasal mal rejimi “mal ayrılığı” idi (TKM m.170). 2002 yılında yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile ise yasal rejim olarak edinilmiş mallara katılma kabul edilmiş, ancak mal ayrılığı rejimi geleneksel ve toplumca bilinen bir rejim olarak seçimlik (isteğe bağlı) rejimlerden biri şeklinde kanunda korunmuştur. Bu makalede mal ayrılığı rejiminin tanımı ve özellikleri, diğer mal rejimleriyle farkları, Yargıtay içtihatlarında mal ayrılığı rejiminin yorumlanışı, boşanma veya miras halinde doğurduğu hukuki sonuçlar ile uygulamadaki avantaj ve dezavantajları ele alınacaktır.
Mal Ayrılığı Rejiminin Tanımı ve Özellikleri (TMK m.242 ve devamı)
Mal ayrılığı rejimi, en basit ifadeyle, her eşin kendi malvarlığı üzerinde tek başına hak sahibi olduğu ve evlilik birliği sebebiyle edinilen malların ortaklaşa paylaşılmasına yönelik yasal bir mekanizmanın bulunmadığı rejimdir. TMK m.242 hükmü, mal ayrılığının temel ilkesini şöyle ortaya koymaktadır: “Mal ayrılığı rejiminde eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf haklarını korur.” Bu hüküm gereğince, her eş, gerek evlilikten önce sahip olduğu gerek evlilik sırasında edindiği tüm malvarlığı üzerinde tek başına mülkiyet hakkına sahiptir; diğer eşin bu mallar üzerinde yasal bir ortaklık veya alacak hakkı bulunmaz. Eşler, kendi mallarını diledikleri gibi yönetebilir, kullanabilir ve tasarruf edebilirler.
Mal ayrılığı rejiminde eşlerin mal varlıkları tamamen ayrıdır. Evlilik süresince hangi eşin adına kayıtlıysa o mal o eşin kişisel malı sayılır; örneğin, eşlerden biri evlilik içinde bir taşınmaz satın alıp kendi adına tescil ettirdiyse, o taşınmaz tamamen o eşe ait olup diğer eşin üzerinde yasal hakkı yoktur. Bu rejimde edinilmiş mal – kişisel mal ayrımı yapılmasına gerek kalmaz; her mal, kimin mülkiyetinde ise ona aittir. Eşlerden her birinin kendi borçlarından sorumluluğu da ayrıdır: bir eşin şahsi borcu nedeniyle alacaklılar sadece o eşin malvarlığına başvurabilir, diğer eşin malvarlığı bu borçtan dolayı haczedilemez.
Mal ayrılığı rejiminde, evlilik birliği içinde alınan bir malın kime ait olduğu konusunda uyuşmazlık çıktığında kanun ispat kurallarını özel olarak düzenlemiştir. TMK m.243 hükmüne göre, mal ayrılığında ispat ve borçlardan sorumluluk konularında paylaşmalı mal ayrılığı rejiminin kuralları uygulanır. Bu çerçevede, bir malın kimin mülkiyetinde olduğunu iddia eden taraf, bunu kanıtlamakla yükümlüdür; resmi kayıtlar (tapu, ruhsat vb.) genellikle mülkiyetin ispatı için esas alınır. Bir malın sahibi ispat edilemiyorsa, o mal eşler arasında paylı mülkiyet (müşterek/ortak mülkiyet) kabul edilir ve eşlerin o mala eşit oranda ortak olduğu varsayılır.
Özetle, mal ayrılığı rejiminde her eşin malvarlığı tamamen kendine ait olup evlilikten dolayı ortak edinim oluşturmaz. Eşler malvarlıklarını birleştirmeksizin, iki ayrı ekonomik birim gibi hareket ederler. Bu durum, eşlerin mali bağımsızlığını maksimum düzeyde korumakta; ancak aşağıda değinileceği üzere, paylaşım esası olmadığından evlilik birliği içerisindeki ekonomik dayanışmayı zayıflatabilmektedir.
Mal Ayrılığı ile Diğer Mal Rejimlerinin Karşılaştırılması
Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen diğer üç mal rejimi – edinilmiş mallara katılma, paylaşmalı mal ayrılığı ve mal ortaklığı – mal ayrılığından farklı paylaşım esaslarına dayanır. Aşağıda mal ayrılığı rejimi, bu rejimlerle belli başlı farklarıyla karşılaştırılmıştır:
- Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi (Yasal Rejim): 1 Ocak 2002 sonrasında kanunen tüm evliliklerde geçerli olan varsayılan rejimdir. Bu rejimde eşler evlilik süresince mallarını ayrı yönetir ve kimin adına edinildiyse o kişi mülkiyetinde tutar; ancak evlilik sona erdiğinde (boşanma veya ölüm halinde) her eş diğerinin edinilmiş mallarının yarı değerine katılma alacağı kazanır. Yani evlilik birliği içinde karşılığını vererek edinilmiş tüm mallar her iki eşin de sayılır ve tasfiye anında eşit olarak paylaşılır. Buna karşılık mal ayrılığı rejiminde böyle bir yasal paylaşım mekanizması yoktur; evlilik bitiminde herkes kendi malını alır, diğer eşin üzerinde hak iddia edemez. Edinilmiş mallara katılma rejiminde ayrıca eşlerin malvarlığı, kişisel mallar ve edinilmiş mallar olarak ayrılır; kişisel mallar paylaşım dışı kalır. Mal ayrılığında ise tüm mallar kişisel sayıldığından, bu tür bir ayrıma ihtiyaç yoktur. Örneğin, edinilmiş mallara katılma rejiminde bir eşin çalışarak elde ettiği gelir “edinilmiş mal” sayılır ve boşanmada yarı yarıya bölüşülür; mal ayrılığında ise aynı gelir kimin kazancı ise onun mülkiyetinde kalır, diğer eşin pay talep hakkı olmaz.
- Paylaşmalı Mal Ayrılığı Rejimi: Bu rejim, mal ayrılığına belirli aileye özgü malvarlıklarında paylaşım unsuru ekleyen karma bir sistemdir. Eşler, paylaşmalı mal ayrılığında da kendi malvarlıklarını ayrı ayrı yönetip dilediklerince tasarruf eder; ancak aile hayatının ortak kullanımına tahsis edilen bazı mallar üzerinde her iki eşin de hakkı tanınır. Özellikle aile konutu ve ev eşyaları bu rejimde koruma altındadır: Evlilik sırasında bir eş kendi adına bir ev satın almış olsa bile, o ev aile konutu olarak kullanılıyorsa diğer eş de o konutta hak sahibi olabilir. Boşanma halinde aile konutu ve ev eşyalarının kime kalacağı eşler tarafından anlaşarak belirlenebilir; anlaşma olmazsa, hâkim her iki tarafın ekonomik ve sosyal durumuna göre hakkaniyete uygun bir dağıtım yapar. Mal ayrılığı rejiminde ise kural olarak ev hangi eşin adına kayıtlıysa ona ait olup, diğer eşin yasal bir talep hakkı bulunmaz. Paylaşmalı mal ayrılığında ayrıca sağ kalan eşin aile konutunda oturma hakkı da güçlü şekilde korunur; eş, aile konutunu tapuya aile konutu şerhi koydurarak diğer eşin rızası olmadan satmasını engelleyebilir. Bu yönleriyle paylaşmalı mal ayrılığı, mal ayrılığı rejiminin bireysel bağımsızlık ilkesini büyük ölçüde korurken, aile konutu ve benzeri ortak yaşam alanları için bir ortaklık ve koruma mekanizması getirmektedir.
- Mal Ortaklığı Rejimi: Dört mal rejimi içinde en geniş ortaklık esasına dayanan rejimdir. Mal ortaklığında, kanunun kişisel mal olarak saydığı özel haller dışındaki tüm malvarlığı değerleri ortak kabul edilir. Eşler, ortaklık malları üzerinde elbirliğiyle (bölünmemiş bir bütün olarak) hak sahibidir; bir mal tek bir eşin adına kayıtlı olsa bile, diğer eşin de o mal üzerinde yasal hakkı vardır. Evlilik süresince elde edilen gelirler, ücretler ve kazançlar dahil her şey ortak mal sayılır.Kişisel mallar sadece kanunda sayılan dar kapsamlı eşyalardır (örneğin, eşlerin sadece kişisel kullanımına yarayan kıyafet, takı vb. veya mirasla gelen mal gibi). Mal ortaklığı rejimi, evlilikten önce hangi mal kime ait olursa olsun evlilikle birlikte kural olarak tüm malvarlığının birleşmesini öngörür. Bu yönüyle mal ayrılığı rejimine tamamen zıttır: Mal ayrılığında eşlerin malvarlıkları ayrı ayrı kalırken, mal ortaklığında (sınırlı istisnalar haricinde) “her şey ortak” anlayışı hakimdir. Mal ortaklığında eşler önemli malvarlığı işlemlerini birlikte yapmak zorundadır; bir eş tek başına ortak bir malı satamaz veya rehin veremez (ancak kendi kişisel malı üzerinde tasarruf edebilir). Mal ayrılığında ise her eş kendi malında tek başına söz sahibidir. Boşanmada mal ortaklığının tasfiyesinde, tüm ortak malvarlığı değeri yarı yarıya paylaştırılır. Mal ayrılığında ise paylaşma gerekmeksizin herkes kendi mülkünü geri alır.
Yargıtay Kararları Işığında Mal Ayrılığı Rejimi
Yargıtay içtihatları, mal ayrılığı rejiminin uygulanmasına ilişkin önemli prensipler ortaya koymuştur. Özellikle mal ayrılığı rejimi döneminde edinilen malların paylaşımı konusunda, kanun boşluklarının yargısal yorumlarla doldurulduğu görülmektedir. 1988 öncesi eski kanunda mal rejiminin tasfiyesine dair ayrıntılı hükümler bulunmadığından, Yargıtay, 2002 öncesi mal ayrılığı döneminde edinilen mallarla ilgili uyuşmazlıklarda Borçlar Kanunu’nun genel hükümlerine başvurarak çözüm üretmiştir. Nitekim Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 13.01.2020 tarihli bir kararında, 01.01.2002 öncesinde yasal rejimin mal ayrılığı olduğunu hatırlatmış; o dönemde boşanma halinde eşlerin edindiği malların paylaşımına ilişkin özel bir kanun hükmü bulunmadığından, 743 sayılı eski kanunun 5. maddesi göndermesiyle Borçlar Kanunu genel hükümlerine göre “katkı payı alacağı” hesabı yoluna gidilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu yaklaşım, Borçlar Kanunu’nun Medeni Kanun’un tamamlayıcısı olduğu ilkesine dayanmaktadır. Kısaca, eski rejimde bir eş, diğer eşin mal edinimine maddi katkıda bulunmuşsa, katkısı oranında bedel talep edebilmektedir.
Katkı payı alacağı, mal ayrılığı rejiminde (özellikle eski rejim kapsamında) geliştirilmiş yargısal bir çözüm olup, bir eşin kendi gelir veya malvarlığından diğer eşin adına edinilen bir mala yaptığı katkının karşılığını talep etmesine imkân tanır. Yargıtay, bu tür bir talebin doğabilmesi için katkının mutlaka para veya para ile ölçülebilen maddi bir değer ya da hizmet olarak yapılmış olması gerektiğini belirtmektedir. Yani, sırf ev işlerini yapmak, çocuklara bakmak gibi evlilik yükümlülükleri kendiliğinden bir mal üzerindeki hakka dönüşmezken; bu faaliyetlerin somut bir ekonomik değer yaratarak diğer eşin mal edinimini kolaylaştırdığı ispatlanabilirse, katkı payı alacağı kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. Örneğin, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 08.03.2021 tarihli kararında, ev hanımı olan davacı kadının evlilik sürecinde çocuk bakarak ve el işi yaparak aile bütçesine katkıda bulunduğu iddiasını incelemiş; kadının bu şekilde düzenli ve devamlı bir gelir elde ederek kocanın satın aldığı aile konutuna finansal katkı sunup sunmadığının araştırılmasını istemiştir. Yargıtay, eğer kadının ev içinde yaptığı bu çalışmalar belli bir kazanç sağlamış ve bu kazançlar konutun edinilmesine ölçülebilir bir katkı sağlamışsa, hakkaniyet gereği evin değerinden kadına uygun bir katkı payı bedeli verilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu karar, mal ayrılığı rejiminde dahi ev içi emek ve gayri resmî katkıların tamamen göz ardı edilmemesi gerektiğine işaret etmektedir.
Buna karşılık, katkı iddiasının ispatı yükümlülüğü davacı eşe aittir. Yeterli delil sunulamaması halinde, mal diğer eşin kişisel malı sayılır ve herhangi bir pay talebi reddedilir. Örneğin Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 26.01.2004 tarihli kararında, koca, evlilik birliği içinde karısı adına alınan iki adet konuta kendisinin de parasal katkısı olduğunu ileri sürerek bedel talep etmiştir. İlk derece mahkemesi kocanın katkısını %33 (1/3) oranında kabul edip belli bir tazminata hükmetmişse de, Yargıtay yapılan incelemede kadının kendi çalışması ve birikimiyle bu evleri satın aldığının, kocanın ise kayda değer bir katkı yaptığını kanıtlayamadığının anlaşıldığını belirtmiştir. Bu nedenle kocanın katkı payı talebinin tümden reddi gerekirken kabulünün usul ve yasaya aykırı olduğuna hükmedilerek mahkeme kararı bozulmuştur. Bu içtihat, mal ayrılığı rejiminde ispatlanamayan katkı iddialarının karşılıksız kalacağını net biçimde ortaya koymaktadır.
Özetle, Yargıtay kararları mal ayrılığı rejiminde eşler arası paylaşım taleplerine istisnai olarak katkı payı alacağı çerçevesinde izin vermekte, fakat bunun için parasal veya maddi değeri ispatlanabilir bir katkı koşulu aramaktadır. Aksi durumda, mal ayrılığı rejiminin kuralı olarak “herkes kendi malına sahip olur” ilkesi korunmaktadır. Yargıtay’ın bu yaklaşımı, mal rejimleri arasındaki sözleşme tercihlere saygı ilkesini yansıtmaktadır: Eşler açıkça mal ayrılığını seçmişlerse, sonradan birinin diğerinin malından pay alabilmesi ancak olağanüstü durumlarda ve ispat yükünün karşılanmasıyla mümkündür.
Boşanma veya Miras Durumunda Mal Ayrılığı Rejiminin Sonuçları
Mal ayrılığı rejiminin tasfiyesi, boşanma veya eşlerden birinin ölümü gibi hallerde diğer mal rejimlerine göre farklı sonuçlar doğurur. Bu bölümde boşanma durumunda mal paylaşımı ve miras durumunda sağ kalan eşin hakları incelenmektedir.
Boşanma Halinde: Eşler arasında mal ayrılığı rejimi geçerliyken boşanma davası açıldığında, mal rejimi dava tarihinden itibaren sona erer. Mal ayrılığı rejiminin tasfiyesi, diğer rejimlere kıyasla basittir: Her eş, kendi adına olan malvarlığı değerlerini alır; karşı taraftan herhangi bir katılma alacağı veya artık değer talebi doğmaz. Başka bir deyişle, yasal olarak herkes “kendi malıyla” evlilikten ayrılır. Evlilik içinde satın alınmış mallar kimin adına kayıtlıysa ona verilir, birbirlerinin malına “edinilmiş mal” gerekçesiyle ortaklık talep edemezler. Ancak, uygulamada boşanma sonrası mal paylaşımı sorunları mal ayrılığında da ortaya çıkabilmektedir. Bunların başında, eşler arasında ortak alınan veya birlikte kullanılagelen bazı malların aidiyetinin belirlenmesi gelir. Örneğin, evlilik boyunca kullanılan bir otomobil sadece eşlerden birinin üzerine kayıtlı olabilir; diğer eş bu aracı birlikte satın aldıklarını veya bakım-masraf yoluyla katkı sunduğunu iddia edebilir. Bu durumda yukarıda değinilen ispat kuralları devreye girer: İddia sahibi eş, katkısını veya mülkiyet hakkını kanıtlamak durumundadır. Kanıtlanamıyorsa araç kimin adına tescilliyse onun sayılır; fakat belirli bir malın hangi eşe ait olduğu hiç tespit edilemiyorsa, TMK m.243 yollamasıyla paylaşmalı mal ayrılığı hükümleri gereği o mal eşler arasında ortak (paylı) mülkiyet kabul edilir. Böyle bir durumda malın yarı yarıya paylaşımı veya bedelinin paylaşılması gündeme gelebilir.
Mal ayrılığı rejiminde borçların tasfiyesi de diğer rejimlere göre daha nettir: Her eş kendi borçlarından sorumlu olduğu için, boşanma halinde borçlar paylaştırılmaz; herkes borcunu kendisi ödemeye devam eder. Örneğin, eşlerden birinin kredi kartı borcu veya ticari borcu varsa, bu borç nedeniyle diğer eşin mallarına başvurulamaz. Bu durum, mal ayrılığının boşanmada çiftleri borç anlamında koruyan bir yönü olarak değerlendirilebilir. Ancak öte yandan, evlilik içinde elde edilen servetin önemli bir kısmı tek eşin adına kaydedilmişse ve diğer eşin bir geliri yoksa, mal ayrılığı rejimi o gelirsiz eş açısından ekonomik bir mağduriyet yaratabilir. Bu noktada boşanma davasıyla birlikte veya sonrasında katkı payı alacağı davaları açılabildiği yukarıda belirtilmiştir. Uygulamada, mal ayrılığı sözleşmesi bulunan evliliklerde boşanma halinde genellikle, maddi durumu daha zayıf olan eş lehine nafaka veya tazminat talepleri de gündeme gelebilmektedir. Hakim, nafaka takdir ederken tarafların mali durumunu ve emeklerini göz önünde bulundurabildiğinden, mal rejiminden kaynaklanmayan haklar olsa da fiilen bir denge sağlamaya çalışabilir.
Miras (Eşin Ölümü) Halinde: Eşlerden birinin ölümü durumunda, mal rejimi sona erer ve eşler arasındaki malvarlığı ilişkisi yerini miras hukukuna bırakır. Mal ayrılığı rejiminde, ölen eşin malları üzerinde sağ kalan eşin yasal miras payı dışında bir talep hakkı yoktur. Çünkü mal ayrılığında eşlerin edinilmiş mallar üzerinde diğer eş lehine bir katılma alacağı hakkı bulunmadığından, ölüm halinde de sağ kalan eş öncelikle yalnız kendi malvarlığını elinde tutar; ölenin malvarlığı ise terekeyi (mirası) oluşturur ve mirasçılar arasında paylaştırılır. Buna göre, ölen eşin adına kayıtlı tüm malvarlığı değeri doğrudan terekeye gider; sağ kalan eş, tıpkı diğer yasal mirasçılar gibi, bu tereke üzerinde miras payı oranında hak sahibi olur. Türk miras hukukuna göre sağ kalan eşin miras payı, mirasta birlikte olduğu zümreye göre değişir: Ölenin çocukları varsa eş mirasın 1/4’üne hak kazanır; ölenin anne-babası (ikinci zümre) ile birlikte mirasçı ise 1/2’sine hak kazanır; daha uzak hısımlarla (üçüncü zümre) birlikte mirasçıysa payı 3/4 olur. Mal ayrılığı rejiminde, miras paylaşımı öncesinde yapılacak özel bir mal rejimi tasfiyesi olmadığından, sağ kalan eş sadece bu oranlarda mirasçı sıfatıyla hak alacaktır. Oysa edinilmiş mallara katılma rejiminde, sağ kalan eş öncelikle ölen eşle aralarındaki mal rejiminin tasfiyesini yapıp edinilmiş malların yarısını kendi adına alabilir, ardından kalan kısım üzerinden miras payını ayrıca alır. Bu nedenle, mal ayrılığı rejimi özellikle ev hanımı gibi gelir getirmeyen işler yapmış ve malvarlığı edinmemiş sağ kalan eş açısından, miras payı dışında hiçbir ek hak sağlamadığı için finansal olarak dezavantajlı olabilir. Örneğin, tüm malvarlığı koca adına kayıtlı olan bir evlilikte, koca vefat ederse mal ayrılığı rejiminde karısı yalnızca mirastan – çocukları varsa dörtte bir – pay alabilir. Halbuki edinilmiş mallara katılma rejiminde önce malların yarısı eşe verilecek, kalan yarının dörtte birini miras payı olarak yine alabilecekti; böylece toplamda daha yüksek bir orana denk gelecekti.
Kanun koyucu, mal ayrılığında sağ kalan eşin özellikle aile konutu gibi hayati önemdeki mallar konusunda tamamen korumasız kalmaması için bazı özel hükümler de öngörmüştür. TMK, sağ kalan eşe, ölen eşle birlikte oturdukları aile konutu ve ev eşyalarının kendisine özgülenmesini talep etme hakkı tanımaktadır (TMK m.240). Sağ kalan eş, bu hakka dayanarak, örneğin aile konutunun mülkiyetinin kendisine bırakılmasını ve kendi miras payından düşülmesini mahkemeden isteyebilir. Uygulamada, özellikle mal ayrılığı rejimi varsa ve aile konutu tamamen ölen eşin adına kayıtlıysa, sağ kalan eş bu konutun kendisinde kalmasını talep ederek, diğer mirasçılara düşen payı onlara ödemek suretiyle konutu üzerine alabilmektedir. Ayrıca, daha ölüm gerçekleşmeden eşlerden biri tapuya “aile konutu şerhi” koydurarak, diğer eşin rızası olmadan konutun satılmasını önleyebilir. Bunlar, mal ayrılığı rejiminde de aileyi korumaya yönelik düzenlemelerdir. Ancak sonuç olarak, mal ayrılığı rejiminde sağ kalan eşin mirasçılıktan doğan payı dışında ek bir mal rejimi alacağı bulunmadığı önemle not edilmelidir. Bu durum, evlilik süresince mal edinmeyen eşin vefat halinde maddi açıdan zayıf kalması riskini barındırır. Bu nedenle, mal ayrılığı rejimini seçen çiftlerin, olası ölüm halinde ekonomik olarak zayıf durumda kalabilecek eş lehine hayat sigortası, miras sözleşmesi gibi ek önlemler düşünmeleri de önerilmektedir (örneğin, sağ kalan eşe belli mal bırakılması vb.).
Uygulamadaki Avantajları ve Dezavantajları
Mal ayrılığı rejiminin avantajları ve dezavantajları, eşlerin durumuna göre değişebilmektedir. Bu rejimin tercih edilmesi bazı çiftler için önemli yararlar sağlarken, bazı durumlarda ise sakıncalar doğurabilir. Aşağıda mal ayrılığı rejiminin başlıca artı ve eksi yönleri, taraflar açısından değerlendirilmiştir:
Avantajları: Mal ayrılığı rejimi, her şeyden önce eşlerin mali bağımsızlığını korur. Eşler kendi kazanç ve birikimleri üzerinde tek söz sahibi olduklarından, malvarlıklarını yönetirken özgürdürler. Bu durum, özellikle her iki eşin de çalışma hayatında aktif olduğu, yüksek gelir elde ettikleri veya önemli malvarlıklarına evlenmeden önce sahip oldukları evliliklerde tercih sebebi olmaktadır.Örneğin, evlilikten önce ciddi serveti bulunan veya aileden miras bekleyen bir eş, mal ayrılığı sayesinde bu varlıklarını evlilik birliği içinde koruma altına alabilir. Yine ticari faaliyette bulunan, yüksek riskli işlerle uğraşan eşler için mal ayrılığı rejimi uygundur; bu sayede bir eşin iş kaynaklı borçları diğer eşin malvarlığına yansımaz.Borç riskinin azaltılması, mal ayrılığının önemli avantajlarındandır: Eşlerden biri iflas ederse veya borca batarsa, diğer eşin malvarlığı bu borçlardan etkilenmez. Ayrıca mal ayrılığı rejimi, anlaşılması ve uygulanması en basit rejimdir. Boşanma durumunda mal paylaşımı konusunda kanundan doğan karmaşık hesaplamalar (örn. artık değer, denkleştirme gibi) gerekmediğinden, taraflar aralarında anlaştıkları takdirde süreci kolayca çözebilirler. Son olarak, mal ayrılığı rejimi önceki evliliklerden çocukları olan eşler bakımından da avantajlı görülebilir; bu sayede eşler, kendi önceki çocuklarının miras haklarını korumak ve yeni eşle mal karışımını engellemek istemektedirler. Örneğin, ikinci evliliğini yapan bir kişi mal ayrılığı sözleşmesiyle, vefatı halinde malvarlığının doğrudan kendi çocuklarına intikalini sağlamayı amaçlayabilir.
Dezavantajları: Mal ayrılığı rejiminin en büyük dezavantajı, eşler arasında ekonomik dayanışmayı zayıflatma potansiyelidir.Evlilik birliği, bir ortak yaşam ve işbölümü üzerine kurulu olduğundan, malvarlıklarının tamamen ayrı tutulması özellikle gelir düzeyi düşük veya ev içi emek harcayan eş için haksızlık yaratabilir. Ekonomik açıdan zayıf olan eş, mal ayrılığı rejiminde dezavantajlı duruma düşebilir; evlilik boyunca diğer eşin kazancına dolaylı katkıda bulunsa bile (örneğin çocuk bakımı yaparak diğerinin çalışmasını mümkün kılmak gibi) boşanma halinde yasal olarak edinilmiş mallara katılma rejimindeki gibi bir hak talep edemez. Bu durum, boşanma anında ciddi mali anlaşmazlıklara yol açabilir. Uygulamada, mal ayrılığı rejimini kabul eden bazı çiftler arasında daha sonra güven sorunları ortaya çıkabildiği de gözlemlenmiştir; zira evlilik öncesi mal sözleşmesi yapmak, bazı kişilerce eşlerin birbirine tam güven duymadığının bir göstergesi olarak algılanabilir. Bu psikolojik etken, evlilik içinde zaman zaman gerginlik yaratabilmektedir. Ayrıca, mal ayrılığı rejimi seçilirken usulüne uygun noterden yapılmazsa veya yanlış anlaşılmalar içerirse, ileride hukuki geçersizlik tartışmaları yaşanabilir (örneğin sözleşmenin şekil şartına uyulmaması gibi). Son olarak, mal ayrılığı rejimi her evlilik için uygun olmayabilir; özellikle eşlerden birinin hiçbir geliri yoksa veya evlilik boyunca kariyerini bir kenara bırakıp ev işleriyle uğraşacağı öngörülüyorsa, bu rejim o eşin emeğini mali açıdan karşılıksız bırakabilir. Bu gibi durumlarda, mal ayrılığı rejiminin sakıncaları doğmaması için, eşlerin kendi aralarında ek anlaşmalar yapması (örneğin, boşanma halinde mal paylaşımına dair feragat veya tazminat hükümleri koymaları) düşünülebilir.
Sonuç
Mal ayrılığı rejimi, Türk hukukunda uzun yıllar uygulanmış geleneksel bir mal rejimi olarak, günümüzde de eşlerin bilinçli tercihine bağlı olarak kullanılmaya devam etmektedir. Bu rejim, her eşin malvarlığını tamamen ayrı tutarak bireysel mülkiyet hakkını evlilik içinde de sürdürmesi fikrine dayanır. Mal ayrılığı rejiminin gerek kanuni düzenlemesi gerek yargısal içtihatlar, esasen sözleşme serbestisi ve mülkiyetin korunması ilkelerini yansıtmaktadır: Eşler bu rejimi seçmekle birbirlerinin malvarlığına ortak olmamayı kabul etmiş sayılır ve hukuk sistemi de bu tercihe saygı gösterir.
Mal ayrılığı rejiminin artıları ve eksileri, yukarıda detaylandırıldığı üzere, çiftlerin hayat koşullarına göre büyük farklılıklar gösterebilir. Mali bağımsızlık, borçlardan korunma, basitlik gibi avantajlar; dayanışma eksikliği ve zayıf eşin korunmasız kalma riski gibi dezavantajlarla birlikte değerlendirilmelidir. Eşlerin evlilik öncesinde mal rejimi konusunda açık iletişim kurmaları ve kendi beklentilerine en uygun rejimi (yasal rejim veya seçimlik rejimlerden biri) tercih etmeleri çok önemlidir. Mal ayrılığı rejimi, doğru çiftler için son derece uygun bir çözüm olabileceği gibi, yanlış durumda seçildiğinde ileride telafisi zor mağduriyetler doğurabilir. Bu nedenle, her çiftin kendi ekonomik durumunu, olası risklerini ve birbirine olan güven düzeyini dikkate alarak karar vermesi önerilir.
Hukuk uygulayıcıları ve akademisyenler, mal ayrılığı rejiminin uygulanmasında özellikle zayıf eşin korunması hususuna dikkat çekmektedir. Yargıtay kararlarında da görüldüğü gibi, aşırı adaletsiz sonuçlar doğmaması için katkı payı gibi mekanizmalar yoluyla sınırlı da olsa denge sağlanmaya çalışılmaktadır. Ancak nihai tahlilde, mal rejimi bir sözleşmesel tercih meselesidir; eşler arası menfaat dengesi en iyi, evlilik öncesi danışmanlık alarak ve gerektiğinde sözleşmelerini ayrıntılı düzenleyerek kurulabilir. Sonuç olarak, mal ayrılığı rejimi akılcı ve bilinçli kullanıldığında taraflara büyük faydalar sağlayabilen, fakat her evliliğe uygun olmayan bir rejimdir. Eşlerin bu rejimi seçerken uzun vadeli olası etkileri tartıp genel bir mutabakata varmaları ve noter onaylı bir evlilik (mal rejimi) sözleşmesi ile tercihlerini hukuken geçerli kılmaları gerekmektedir.Böylece, ileride çıkabilecek uyuşmazlıkların da önüne geçilmiş olacaktır.
Kaynaklar:
Türk Medeni Kanunu m.202, 218-281; TMK m.242-243 (mal ayrılığı düzenlemesi)
Yargıtay 8. HD, 13.01.2020 T. 2018/15694 E., 2020/2 K.
Yargıtay 8. HD, 08.03.2021 T. 2020/1196 E., 2021/2008 K.
Yargıtay 2. HD, 26.01.2004 T. 2004/326 E., 2004/893 K;
Avukat İlker Kılıç/Bursa
