Boşanmada Eşit Kusur Durumunda Nafaka ve Tazminat Hakkı

(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 24.09.2025 Kararı Işığında)

Boşanma davalarında kusur oranının belirlenmesi; yalnızca boşanmanın kabulü bakımından değil, aynı zamanda maddi–manevi tazminat (TMK m.174) ve yoksulluk nafakası (TMK m.175) taleplerinin akıbeti yönünden belirleyici bir rol oynamaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.09.2025 tarihli kararı, özellikle;

  • eşit kusur
  • sadakat yükümlülüğünün ihlali (TMK m.185)
  • nafaka için “yoksulluğa düşme” incelemesi
  • tazminatta “daha az kusurlu olma” ölçütü

bakımından önemli değerlendirmeler içermektedir.

 I. Medeni Kanun Çerçevesi

1) Evlilik Birliğinin Sarsılması – TMK m.166

TMK m.166/1’e göre:

“Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa…”eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

HGK, kararında kusur ilkesine özel vurgu yaparak, tam kusurlu eşin kendi kusuruna dayanarak boşanma talep edemeyeceğini; davalının en azından az da olsa kusurlu olması gerektiğini hatırlatmaktadır.

Bu yaklaşım, 4721 sayılı Kanunun dürüstlük kuralı (m.2) ve “kimse kendi kusurundan yararlanamaz” ilkesiyle uyumludur.

2) Evlilik Birliğinden Doğan Yükümlülükler – TMK m.185

TMK m.185 uyarınca eşlerin:

  • birlikte yaşama,
  • birbirine sadık kalma,
  • yardımcı olma yükümlülükleri bulunmaktadır.

HGK kararı bu hükmü, “içten bağlılık ilkesi” ile birlikte yorumlamakta ve şu ölçütü benimsemektedir:

“Eşine içten bağlı bir kimsenin yapmayacağı davranışlar, sadakat yükümlülüğünün ihlalidir.”

Somut olayda:

  • erkek eşin hakaret ve fiziksel şiddeti
  • kadın eşin başka erkekle duygusal yakınlık kurması sadakat ve saygı yükümlülüğüne aykırı davranış olarak değerlendirilmiştir.

3) Maddi–Manevi Tazminat – TMK m.174

TMK m.174’e göre tazminat için;

  • talep eden eşin kusursuz veya daha az kusurlu olması,
  • boşanma yüzünden mevcut/beklenen menfaatinin zedelenmesi,
  • manevi tazminatta kişilik haklarına saldırı koşullarının bulunması gerekir.

HGK kararı, eşlerin kusur oranlarını kıyaslayarak şu ilkeye ulaşmıştır:

“Kusurlu davranışlar birbirine üstün tutulamıyorsa, taraflar eşit kusurludur.” Bunun zorunlu sonucu olarak:

Eşit kusur hâlinde tazminat şartları oluşmaz
Tazminat talepleri reddedilmelidir

4) Yoksulluk Nafakası – TMK m.175

TMK m.175: “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla…”

yoksulluk nafakası isteyebilir.

HGK burada iki aşamalı bir test uygulamaktadır:

1.Kusur İncelemesi
— Nafaka isteyen eşin kusuru daha ağır değilse, nafaka olasılığı devam eder.

2.Ekonomik Durum İncelemesi
— Yoksulluk nafakası için ayrıca tarafın boşanma sebebiyle yoksulluğa düşüp düşmediği araştırılmalıdır.

Somut olayda HGK:

  • eşlerin eşit kusurlu olduğuna karar vermiş,
  • ancak nafaka bakımından ekonomik verilerin eksik araştırıldığını belirterek

Nafaka talebinin peşinen reddini doğru bulmamış,
Dosyanın bu husus yönünden yeniden incelenmek üzere geri gönderilmesine hükmetmiştir.

 II. Karardaki Kusur Değerlendirmesi

Dosya kapsamında:

Erkek eşe atfedilen kusurlar

  • fiziksel şiddet,
  • ağır hakaret,
  • ortak konuta geç saatlerde gelme

Kadın eşe atfedilen kusurlar

  • kayınvalideyi evden kovma,
  • ağır hakaret,
  • evlilik sürerken başka erkekle duygusal yakınlık

Kurul, bu davranışların tümünü sadakat ve saygı yükümlülüğünün ihlali olarak nitelendirmiş; fakat ağırlık bakımından:“Birini diğerinden üstün tutmak mümkün değildir.” diyerek eşit kusur sonucuna ulaşmıştır. Bu yaklaşım, HGK’nın şu metodolojisini güçlendirmektedir:

  • Kusur soyut başlıklar üzerinden değil,
  • Somut olayın karşılıklı davranış dengesi içinde değerlendirilir.

 III. Tazminat Taleplerine Etkisi (TMK m.174)

Karara göre:

  • Eşit kusur =  tazminat koşulları oluşmaz

Çünkü m.174 gereği tazminat için talep eden tarafın daha az kusurlu olması gerekir.

Bu nedenle HGK;

  • Kadın eşin maddi tazminat talebinin,
  • Kadın eşin manevi tazminat talebininreddi gerektiğini açıkça belirtmiştir.

 IV. Yoksulluk Nafakası Açısından Kararın Önemi (TMK m.175)

HGK, uygulamada sık rastlanan bir hataya dikkat çekmektedir:

“Eşit kusur tespit edildi diye nafaka otomatik olarak reddedilemez.”

Kurul, şu araştırmalar yapılmadan nafaka hakkında karar verilemeyeceğini belirtmiştir:

  • Tarafın düzenli geliri var mı?
  • Gelir yoksulluktan kurtaracak düzeyde mi?
  • İşten ayrılma varsa iradi mi – zorunlu mu?

Buna göre:

✔ Eşit kusur + yoksulluğa düşme → nafaka mümkün
✔ Eşit kusur + yeterli & sürekli gelir → nafaka reddedilir

Dolayısıyla kararda nafaka talebi:“eksik inceleme nedeniyle” bozma gerekçesi yapılmıştır.

V. Kararın Uygulamaya Yansıması

Karar, aşağıdaki alanlarda emsal niteliği taşımaktadır:

Karşılıklı sadakat ihlali bulunan dosyalarda “ağır kusur” iddiasının otomatik kabul edilmemesi
✔ Kusurun karşılaştırmalı değerlendirilmesi
Eşit kusur = tazminat yok ilkesi
✔ Yoksulluk nafakasında ekonomik durumun bağımsız incelenmesi

Özellikle;

  • çift taraflı hakaret,
  • aile ilişkilerine saygısızlık,
  • karşılıklı sadakat ihlali gibi durumlarda mahkemelerin “eşit kusur” tespitine daha açık yaklaşacağı değerlendirilebilir.

 Sonuç

HGK kararının ortaya koyduğu temel çerçeve şudur:

  • Kusur somut olayın tamamı dikkate alınarak kıyaslanır
  • Üstün kusur bulunmuyorsa → eşit kusur
  • Eşit kusur → tazminat koşulları oluşmaz
  • Nafaka → ayrıca yoksulluk incelemesine bağlıdır

Bu yapı, boşanma davalarında kusur tespiti ile mali sonuçlar arasındaki bağın daha sistematik ve ölçülü şekilde kurulmasına katkı sağlamaktadır.

Bursa Boşanma Avukatı İlker Kılıç 

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

Esas Numarası: 2024/130

Karar Numarası: 2025/556

Karar Tarihi: 24.09.2025

SAYISI : 2023/1568 E., 2023/1543 K.

ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 05.04.2023 tarihli ve

2022/10510 Esas, 2023/1617 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

  1. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların 05.09.2012 tarihinde evlendiklerini, ortak çocuklarının bulunmadığını, davalının gece hayatına ve alkole düşkün olduğunu, gece geç saatlerde eve geldiğini, eşini sürekli olarak tehdit ettiğini, müvekkiline karşı ekonomik ve fiziksel şiddet uyguladığını, davalının fiili ayrılık döneminde müvekkilinin katılma alacağını azaltmak amacıyla adına kayıtlı taşınmazlarını muvazaalı olarak üçüncü kişilere devrettiğini, eşi ile sosyal ortamlara katılmadığını, … isimli bir kadınla davacıyı aldattığını, müvekkiline “ben yokken eve erkek alıyorsun” şeklinde iftira attığını, boşanmak istediğini söyleyerek davacıyı ortak konutu terke zorladığını, eşine “seni istemiyorum, ben evliliği istemiyorum, evliliği kaldıramıyorum, senden boşanmak istiyorum, senden nefret ediyorum” dediğini ileri sürerek tarafların boşanmalarına, müvekkili yararına 1.500,00 TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 100.000,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

  1. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, davacının eşine hakaret ve küfür ettiğini, eşinin ailesi ile görüşmek istemediğini, davalının annesi ve kardeşinin eve geldiği zamanlarda davacının görüşmemek için kendisini yatak odasına kilitlediğini, müvekkilinin annesine küfür ederek evden kovduğunu, bayram ve özel gün ziyaretlerinde eşinin yanında bulunmadığını, yaşanan tartışmalardan sonra müvekkilini eve almadığını veya evden kovduğunu, eşine “hangi orospunun yanından geliyorsun, yine yapmışsındır sen bir şeyler” şeklinde sözler söylediğini, müvekkilinin sosyal medya paylaşımlarının altına yorum yapan tüm kadınlara küfür içerikli mesajlar attığını, davacının evine ve eşine karşı sorumsuz, ilgisiz ve başına buyruk davrandığını, facebook hesabından bir erkekle yazışmak suretiyle güven sarsıcı davranışlarda bulunduğunu, söz konusu olay nedeniyle tarafların boşanmanın eşiğine geldiğini, uzunca bir süre gerginlik ve küslük olduğunu ancak zamanla ev hâlinin normale döndüğünü, eşler arasında evlilik birliğinin gerektirdiği sevgi ve saygı yerine sürekli kavga ve tartışmaların olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 29.03.2022 tarihli ve 2018/284 Esas, 2022/198

Karar sayılı kararı ile; toplanan delillere göre erkeğin eşine fiziksel şiddet uyguladığı, itip boğmaya çalıştığı, sinkaflı küfürler ettiği, ortak konuta geç saatlerde geldiği, başka bir kadın ile görüşmesi hakkında “siz buna karışamazsınız, ben hür insanım istediğimi yaparım” dediği, evliliğin son zamanlarında eşi sosyal bir yaşantısının olmadığı, buna karşılık kadının da özel günler dahil olmak üzere eşinin ailesini ziyaret etmediği, kayınvalidesinin evde kalmasına razı olduktan sonra gece yarısı evden kovduğu, eşine “şerefsiz, adi, geri zekalı, aptal, mal” şeklindeki sözlerle hakaret ettiği, dava tarihinden sonraki dönemde gerçekleştiği anlaşılan “kadın eşin sadakatsiz” davrandığına dair kusurlu davranışın boşanmaya sebep olan olaylarda eşe kusur olarak yüklenemeyeceği, böyle olunca boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin ağır kadının az kusurlu olduğu gerekçesiyle tarafların boşanmalarına, kadın yararına 400,00 TL tedbir-600,00 TL yoksulluk nafakası ile 10.000,00 TL maddi, 5.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

  1. İSTİNAF
  2. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

  1. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 26.10.2022 tarihli ve 2022/1959 Esas, 2022/1996 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesince her ne kadar erkeğe sadakatsizlik ve sosyal ortamlarda eşini yalnız bırakma şeklinde kusurlu davranışlar yüklenmiş ise de kadının babasına ait soyut ve genel beyanlardan erkeğin sadakatsiz davrandığının ispat edilemediği, dosya kapsamından da eşini sosyal ortamlarda yalnız bıraktığı şeklindeki kusurlu davranışın gerçekleşmediğinin anlaşıldığı, buna karşılık davacıya ait olduğu anlaşılan ve Sorgun Cumhuriyet Savcılığına verilen 18.10.2020 tarihli şikâyet dilekçesi incelendiğinde davacının “bir erkek ile üç yıl önce internetten tanışıp arkadaş olduklarını ve o tarihten beri devamlı konuşup mesajlaştıklarını” bildirdiği, dosyadaki diğer bilgi ve beyanlardan tanıştığı bu erkekten evleneceği izlenimi yaratarak para aldığı, bu olay nedeniyle davacı hakkında soruşturma başlatıldığı, dolayısıyla evlilik birliği süresince kadın eşin sadakat yükümlülüğünü ihlâl ettiği, erkeğin cevap dilekçesinde bu olaydan bahsederek sadakatsizlik vakıasına dayandığı gözetilerek boşanmaya sebep olan olaylarda kadının ağır buna karşılık erkeğin az kusurlu olduğu gerekçesiyle kadının istinaf başvurusunun reddine, erkeğin istinaf başvurusunun kabulü ile kusur tespitinin belirtilen şekilde düzeltilmesine, ağır kusurlu kadının nafaka ve tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.

  1. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
  2. Bozma Kararı
  3. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
  4. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile “…1. Bölge Adliye Mahkemesince her ne kadar boşanmaya neden olan olaylarda, davacı kadının davalı erkeğe nazaran daha ağır kusurlu olduğu kabul edilerek kadının yoksulluk nafakası ve tazminat taleplerinin reddine karar verilmiş ise de davalı erkeğin, davacı kadının sadakatsiz olduğuyla ilgili bir vakıaya cevap dilekçesinde dayanmadığı, bu yüzden dayanılmayan bu vakıanın davacı kadına kusur olarak yüklenemeyeceği, erkeğin temyiz edilmeyerek kesinleşen kusurlarının yanında ayrıca sadakatsiz davrandığı vakıasının da gerçekleştiği, bu konuda kadının babasının beyanının yeterli olduğu, boşanmaya sebep olan olaylarda kabul edilen ve gerçekleşen kusurlara göre erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğunun kabulü gerekirken yazılı şekilde kusur belirlemesi yapılması doğru görülmemiş kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

2.Boşanmaya sebep olan olaylarda yukarıda (1) numaralı paragrafta açıklandığı üzere davalı erkek kadına nazaran daha ağır kusurludur. Gerçekleşen kusurlu davranışları aynı zamanda kadının kişilik haklarına da saldırı teşkil eder niteliktedir. Davacı kadın yararına 4721 sayılı Kanun’un 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası koşulları somut olayda gerçekleşmiştir. O halde davacı kadın lehine tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kusurun ağırlığı ve 4721 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile 6098 sayılı Kanun’un 50 nci ve 51 inci maddesi hükümleri dikkate alınarak 4721 sayılı Kanun’un 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası uyarınca uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı kusur belirlemesine bağlı olarak kadının maddî ve manevî tazminat isteklerinin reddi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

3- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Yukarıda (1.) numaralı paragrafta açıklandığı üzere, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalı erkek davacı kadına nazaran daha ağır kusurlu olup 4721 sayılı Kanun’un 175 inci maddesi koşulları somut olayda davacı kadın yararına gerçekleşmiştir. O halde, davacı kadını yararına uygun miktarda yoksulluk nafakasına hükmedilecek yerde, yanılgılı kusur belirlemesine bağlı olarak kadının yoksulluk nafakası isteğinin reddi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir…”

gerekçesiyle karar bozulmuştur.

  1. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; her ne kadar Yargıtay bozma ilâmında erkeğin sadakatsizlik vakıasına dayanmadığı gerekçesiyle kadına bu yönde kusur yüklenmesinin hatalı olduğu, ayrıca kadının tanık olarak dinlenen babasının beyanı ile erkeğin sadakatsizliğinin ispat edildiği belirtilmiş ise de davalı erkeğin süresinde sunmuş olduğu 11.10.2018 tarihli cevap dilekçesinin beşinci sayfasından sonra üç sayfa boyunca kadının sadakatsiz davrandığına ilişkin açıklamalarda bulunduğu ve dosya kapsamına göre bu iddianın ispat edildiği, buna karşılık erkeğin sadakatsiz davrandığına dair iddianın ise ispatlanamadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

  1. TEMYİZ
  2. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

  1. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; kusur belirlemesi ve buna bağlı tazminat ve yoksulluk nafaka taleplerinin reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

  1. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; boşanmaya sebep olan olaylarda erkek eşin ağır kusurlu olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre kadın eş yararına Türk Medeni Kanunu’nun 1 74… . maddelerinde yazılı tazminat ve yoksulluk nafakası koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.

  1. Gerekçe
  2. İlgili Hukuk

Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 166, 1 74… . maddeleri.

  1. Değerlendirme
  2. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.
  3. Bilindiği üzere 4721 sayılı Kanun’un “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166. maddesinin 1 ve 2. fıkraları;

“Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir” hükmünü taşımaktadır. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen bu hüküm, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır.

  1. Belirtmek gerekir ki; söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki “birlik artık sarsılmıştır” diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (4721 sayılı Kanun md. 2). Nitekim benzer ilkeye Hukuk Genel Kurulunun 04.12.2015 tarihli ve 2014/2-594 Esas, 2015/2795 Karar sayılı kararında da değinilmiştir. Bu durumda kusur ilkesine göre genel sebeple (4721 sayılı Kanun md. 166/1) boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurlu olması gerekir.
  2. Yargıtay kararlarında boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, ferileri ve boşanmanın malî sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusur durumlarının “kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş” şeklinde belirlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da “kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine” karar vererek her bir boşanma davasında tarafların boşanmaya esas teşkil eden kusur durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir.
  3. Diğer yandan boşanma; bozucu yenilik doğuran bir karar niteliğinde olup boşanma kararının kesinleşmesiyle evlilik birliği sona erer. Boşanmanın eşler bakımından kişisel ve mâli olmak üzere bir takım sonuçlarının bulunduğu kuşkusuzdur. Maddi ve manevi tazminat talepleri de boşanmanın eşlerle ilgili mâli sonuçlarındandır.
  4. Türk Medeni Kanunu’nun “Maddi ve manevi tazminat” başlıklı 174. maddesinde “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Görülüyor ki hâkim, boşanmaya sebep olan olaylarda kusursuz veya az kusurlu bulunan eş yararına tazminat ödenmesine karar vermek yetkisine sahiptir.
  5. Maddi tazminat, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan talep ettiği tazminattır. Maddi tazminatın ön koşulu, talep edenin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, boşanma ve maddi zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Başka bir sebepten kaynaklı kayıplar maddi tazminat kapsamında yer alamaz. Mevcut menfaatlerin belirlenmesinde evliliğin taraflara sağladığı yararlar göz önünde bulundurularak tarafın maddi tazminat talebi değerlendirilir. Evliliğin boşanma ile sona ermesi hâlinde taraflar birliğin sağladığı menfaatlerden ileriye dönük olarak faydalanamayacaklardır. Beklenen menfaatler ise evlilik birliği sona ermeseydi kazanılacak olan olası çıkarları ifade eder.
  6. Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen manevi tazminata ise boşanmaya sebep olan olayın, kişilik haklarına saldırı teşkil etmesi hâlinde hükmedilir (Türk Hukuk Lugatı, Ankara-2021 Baskı, Cilt-I, s. 763). Manevi zarar, insan ruhunda kişinin iradesi dışında meydana gelen acı, ızdırap ve elem olarak ifade edilmektedir. Manevi tazminat da, bozulan manevi dengenin yerine gelmesi için kabul edilen bir telafi şeklidir. Hukuka aykırı ve kusurlu bir davranış sonucu hakkı ihlâl edilenin zararının giderilmesi, menfaatinin denkleştirilmesi hukukun temel ilkesidir. Ancak 4721 sayılı Kanun’un 174/2. maddesi genel tazminat esaslarından ayrılmış, aile hukukunda getirilmiş, kendine özgü bir haksız fiil düzenlemesidir. Eşler arasındaki ilişkinin özelliği itibariyle burada manevi zararı tam olarak belirlemek zordur. Manevi tazminat miktarı, maddi olarak kesin bir miktar değildir. Manevi tazminat talep eden eşin ruhen uğramış olduğu çöküntü ile psikolojik olarak yaşamış olduğu sıkıntılara karşılık olarak onu rahatlatacak olan bir bedeldir. Bu özelliği nedeniyledir ki; yasa, menfaati zedelenen ve kişilik hakları ihlâl edilen eşe “uygun bir tazminat” verileceğini belirtmektedir. O hâlde hâkim; manevi tazminatın miktarını belirlerken, kişilik haklarına yapılan saldırının niteliği ile tarafların ekonomik ve sosyal durumları dikkate alınarak takdir hakkını kullanmalıdır.
  7. Eldeki davada; tarafların 05.09.2012 tarihinde evlendikleri, ortak çocuklarının bulunmadığı, boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin eşine fiziksel şiddet uyguladığı, itip boğmaya çalıştığı, sinkaflı küfürler ettiği, ortak konuta geç saatlerde geldiği, buna karşılık kadının da özel günler dâhil olmak üzere eşinin ailesini ziyaret etmediği, kayınvalidesinin evde kalmasına razı olduktan sonra gece yarısı evden kovduğu, eşine “şerefsiz, adi, geri zekalı, aptal, mal” şeklindeki sözlerle hakaret ettiği şeklinde kusurlu davranışları gerçekleştirdikleri noktasında Bölge Adliye Mahkemesi ile Özel Daire arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık “sadakatsizlik” vakıasından kaynaklanmakta olup; Özel Daire erkeğin sadakatsizliğinin ispatlandığı, buna karşılık kadının sadakat yükümlülüğünü ihlâl ettiğine yönelik vakıaya dayanılmadığı gerekçesiyle kadına kusur olarak yüklenmesinin mümkün olmadığına işaret ederek hükmü bozmuş, Bölge Adliye Mahkemesi ise erkeğin cevap dilekçesinde kadının sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığına ilişkin vakıaya dayanıldığı buna karşılık toplanan delillere göre erkeğin sadakatsiz olduğuna ilişkin vakıanın ispatlanamadığı gerekçesiyle direnmiştir.
  8. Öncelikle belirtmek gerekir ki davalı erkeğin süresinde vermiş olduğu 11.10.2018 tarihli cevap dilekçesinin beşinci ve altıncı sayfalarında açıkça eşinin sadakat yükümlülüğünü ihlâl eden eylemini ileri sürdüğü ve buna ilişkin açıklamalarda bulunduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır.
  9. Diğer yandan Kanun’un 185. maddesi uyarınca; evlenmeyle, eşler arasında evlilik birliğinin kurulduğu kabul edilmiştir. Eşler, bu birliğin mutluluğunu el birliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. Taraflar birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar. Bu birliktelik; duygusal, ekonomik, sosyal, fiziksel ve görsel tüm birliktelikleri kapsar. Belirtilen hususlar, yasal düzenleme bulunmasa dahi evliliğin doğasından kaynaklanan en tabii sonuçlardandır. Belirtilen madde kapsamında eşlerin karşılıklı hak ve yükümlülükleri değerlendirilirken “içten bağlılık” ilkesi gözetilmelidir. Bu ilkeye göre “eşine içten bağlı kişinin yapmayacağı davranışlar” evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin ihlâli olarak kabul edilir.
  10. Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; erkeğin kayınbabası olan tanığın “davalının kızımı aldattığına dair sağda solda dedikodular oluyordu, bunlar kulağıma gelince ben davalıyı uyardım, oda inkar etmedi aksine siz bana karışamazsınız, ben hür bir insanın istediğimi yaparım” şeklinde beyanda bulunduğu, buna karşılık kadının da evlilik birliği devam ederken tanıştığı ve telefonla görüşmeye başladığı şahıs ile eşine karşı boşanma davası açtıktan sonra da görüşmeye devam ettiği dosya içerisinde mevcut Sorgun 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.02.2022 tarihli ve 2021/21 Esas, 2022/36 Karar sayılı ilâmından anlaşılmaktadır. Gerçekten de tarafların tespit edilen bu davranışları sadakat yükümlüğünün ihlâli niteliğinde olup, eşine içten bağlı bir kimsenin yapmayacağı davranışlardandır. Eşlerin boşanmaya sebep olan olaylardaki kusurlu davranışları kıyaslandığında ise birini diğerinden üstün tutmanın mümkün bulunmaması nedeniyle eşit kusurlu oldukları sonucuna varılmıştır. Kanun koyucu; evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda eşit kusurlu davranışlar sergileyen eşlere, boşanma sebebiyle ekonomik durumda meydana gelecek azalmaları tamamlama borcu yüklememiştir. Dolayısıyla kadın eşin maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmelidir.
  11. Uyuşmazlığın çözümü için 4721 sayılı Kanun’un 175/1. maddesi ile düzenleme altına alınan yoksulluk nafakası yönünden de açıklama yapmak gerekmektedir. Madde “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz” hükmünü taşımaktadır. Görüldüğü üzere Kanun koyucu; boşanma nedeniyle yoksulluğa düşeceği anlaşılan taraf yararına nafaka ödenmesine karar verilebilmesi için boşanmaya sebep olan olaylarda en azından eşit kusurlu olma şartını aramıştır. Dolayısıyla boşanmaya sebep olan olaylarda ağır veya tam kusurlu olduğu tespit edilen eş yararına yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilemez.
  12. Somut olayda İlk Derece mahkemesince kadının az kusurlu olduğu gerekçesiyle yararına yoksulluk nafakası ödenmesine karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesince yapılan yargılamada ise ağır kusurlu olduğu kabul edilen kadının yoksulluk nafaka talebinin reddedildiği, Özel Dairenin de gerçekleşen olaylara göre az kusurlu olduğu gerekçesiyle kadın yararına yoksulluk nafakası şartlarının oluştuğu gerekçesiyle bozma kararı verildiği anlaşılmaktadır. Oysaki yoksulluk nafakası talebinde bulunan eşin, kusurunun daha ağır olmamasının yanında boşanma nedeniyle yoksulluğa düşmüş veya düşecek olması da gerekmektedir. Yeterli ve sürekli geliri olan eş yararına yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilemez. Zira yoksulluk nafakasının amacı, boşanma sonucunda yoksulluğa düşecek olan ve boşanmada daha fazla kusuru bulunmayan eşin, asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanmasıdır. Öyleyse hâkim, somut olayın özelliğine göre, boşanma kararının verildiği zamanda boşanma olgusuna dayalı olarak, eşin yoksulluğa düşeceğini öngörüyorsa yoksulluk nafakasına hükmetmelidir.
  13. Dosyada mevcut kadın eş hakkında yapılan ekonomik ve sosyal durum araştırma tutanağında, belediyede geçici işçi olarak çalıştığı, aylık 1.600,00 TL gelir elde ettiği anlaşılmış olup; yoksulluğa düşme hâlinin boşanma davası sırasındaki duruma göre belirlenmesi gerektiğinden, mahkemece kadının çalışıp çalışmadığı, çalışıyorsa yoksulluktan kurtaracak düzeyde düzenli ve sürekli bir gelirinin olup olmadığı, işten ayrılmışsa kendi isteği ile mi yoksa zorunlu olarak mı ayrıldığı hususları araştırılarak boşanma yüzünden yoksulluğa düşüp düşmeyeceğinin tespiti ile sonucuna göre yoksulluk nafakası konusunda bir karar verilmesi gerekmektedir.
  14. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; erkeğin sadakat yükümlülüğünü ihlâl ettiğine dair kusurlu davranışın ispatlanmadığı gibi Sorgun 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.02.2022 tarihli ve 2021/21 Esas, 2022/36 Karar sayılı ilâmına göre kadının da evlilik birliği içinde başka bir erkekle gönül ilişkisi yaşadığı, bu erkekten 11.03.2019 tarihinden 14.08.2020 tarihine kadar toplamda 92.139,00 TL para aldığı, söz konusu eylemin TCK’nın 157/1. maddesi uyarınca suç teşkil ettiği gerekçesiyle dolandırıcılıktan cezalandırıldığı, kararın 17.06.2022 tarihinde kesinleştiği, gerçekleşen olaylar gözetildiğinde boşanmaya sebep olan olaylarda aynen Bölge Adliye Mahkemesince kabul edildiği üzere kadının ağır buna karşılık erkeğin az kusurlu olduğu, böyle olunca direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş, yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
  15. Böyle olunca direnme kararının, açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir.

VII. KARAR

Açıklanan sebeple;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373 maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine gönderilmesine,

24.09.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

”K A R Ş I O Y”

  1. Bölge Adliye Mahkemesi ile Özel Daire arasındaki temel uyuşmazlık boşanmaya sebep olan olaylarda davacı kadın eşin ağır kusurlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
  2. İlk Derece Mahkemesince verilen 29.03.2022 tarihli kararda; tarafların 05.09.2012 tarihinde evlendikleri, ortak çocuklarının olmadığı, toplanan delillere göre erkeğin eşine fiziksel şiddet uyguladığı, itip boğmaya çalıştığı, sinkaflı küfürler ettiği, ortak konuta geç saatlerde geldiği, başka bir kadın ile görüşmesi hakkında “siz buna karışamazsınız, ben hür insanım istediğimi yaparım” dediği, evliliğin son zamanlarında eşi sosyal bir yaşantısının olmadığı, buna karşılık kadının da özel günler dâhil olmak üzere eşinin ailesini ziyaret etmediği, kayınvalidesinin evde kalmasına razı olduktan sonra gece yarısı evden kovduğu, eşine “şerefsiz, adi, geri zekalı, aptal, mal” şeklindeki sözlerle hakaret ettiği, boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin ağır kadının az kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
  3. Bölge Adliye Mahkemesince yapılan yargılamada ise, İlk Derece Mahkemesince her ne kadar erkeğe sadakatsizlik ve sosyal ortamlarda eşini yalnız bırakma şeklinde kusurlu davranışlar yüklenmiş ise de kadının babasına ait soyut ve genel beyanlardan erkeğin sadakatsiz davrandığının ispat edilemediği, dosya kapsamından da eşini sosyal ortamlarda yalnız bıraktığı şeklindeki kusurlu davranışın gerçekleşmediğinin anlaşıldığı, buna karşılık davacıya ait olduğu anlaşılan dosyada mevcut 08.10.2020 tarihli, Sorgun Cumhuriyet Savcılığına verilen şikâyet dilekçesinin incelenmesinde davacının “bir erkek ile üç yıl önce internetten tanışıp arkadaş olduklarını ve o tarihten beri devamlı konuşup mesajlaştıklarını” bildirdiği, dosyadaki diğer bilgi ve beyanlardan tanıştığı bu erkekten evleneceği izlenimi yaratarak para aldığı, bu olay nedeniyle davacı hakkında soruşturma başlatıldığı, dolayısıyla evlilik birliği süresince kadın eşin sadakat yükümlülüğünü ihlâl ettiği gerekçesiyle boşanmaya sebep olan olaylarda kadının ağır buna karşılık erkeğin az kusurlu olduğu kabul edilmiştir.
  4. Özel Daire davacı kadının sadakatsiz davrandığına ilişkin vakıaya dayanılmadığı buna karşılık erkeğin gerçekleşen kusurlu davranışları yanında sadakat yükümlülüğünü de ihlâl ettiği böyle olunca boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle hükmü bozmuştur. Hukuk Genel Kurulu yapılan görüşmede her iki eşin de sadakat yükümlülüğünü ihlâl ettiği gerekçesiyle tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu olduklarına karar vermiştir.
  5. Çoğunluk görüşüne aşağıda açıklanan nedenlerle katılınmamıştır.
  6. Öncelikle belirtmek gerekir ki dosya içerisinde mevcut Sorgun 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.02.2022 tarihli ve 2021/21 Esas, 2022/36 Karar sayılı ilâmı incelendiğinde; davacı kadının dava dışı … isimli erkek ile 2017 yılında sosyal medya üzerinden tanıştığı, uzun süre görüşmeye devam ettikleri, dosyaya yansıyan bilgilere göre davacının kendisini bekâr olarak tanıttığı ve Ankara’da bir kez yüz yüze görüştükleri, kadının bekâr olduğuna inanan erkeğin evlenme niyetiyle hareket ettiği, davacının ekonomik yönden sıkıntıda olduğunu beyan etmesi üzerine gelişen olaylarda dava dışı erkekten 11.03.2019 tarihinden başlayarak 14.08.2020 tarihine kadar toplamda 92.130,00 TL para almak suretiyle menfaat temin ettiği, söz konusu eylemin TCK’nın 157/1. maddesi uyarınca suç teşkil ettiği gerekçesiyle dolandırıcılıktan cezalandırıldığı, kararın 17.06.2022 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
  7. Diğer yandan erkeğe yüklenen sadakatsizlik vakıasına bakıldığında; erkeğin kayınbabası tarafından uyarılması karşısında “…siz bana karışamazsınız, ben hür bir insanın istediğimi yaparım…” şeklindeki beyanıyla gerçekleştiğinin kabul edildiği görülmektedir. Oysaki yer ve zaman içermeyen soyut beyanların, hükme esas alınması doğru olmadığı gibi erkeğin söyleminin tepki niteliğinde olduğu hususu da tartışmasızdır.
  8. Boşanmaya sebep olan olaylarda; özel günler dâhil olmak üzere eşinin ailesini ziyaret etmeyen, kayınvalidesinin evde kalmasına razı olduktan sonra gece yarısı evden kovan, eşine “şerefsiz, adi, geri zekalı, aptal, mal” şeklindeki sözlerle hakaret eden, evlilik birliği devam ederken sosyal medya üzerinden tanıştığı bir erkekle gönül ilişkisi yaşayan ve bu erkekten maddi menfaat elde eden kadın ağır, buna karşılık eşine küfür eden, fiziksel şiddet uygulayan ve ortak konuta geç saatlerde gelen erkek az kusurludur. Hâl böyle olunca boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi gerektiğine dair verilen bozma kararı usul ve yasaya uygun değildir.
  9. Açıklanan nedenlerle direnme kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumdan Sayın Çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılamıyorum.

 

Av. İlker Kılıç
Yazar & Hukuki Danışman

Av. İlker Kılıç

Avukat · Fiil Hukuk Bürosu Kurucusu

Fiil Hukuk Bürosu kurucusu Av. İlker Kılıç; iş hukuku, icra iflas hukuku, gayrimenkul hukuku ve aile hukuku alanlarında Bursa'da müvekkillerine etkin ve güvenilir hukuki destek sunmaktadır.

Bu Yazıyı Paylaşmak İstediğiniz Platformu Seçin