Popüler Etiketler

Bonoda “Malen” veya “Nakden” Kaydının Taraflara Etkisi ve Menfi Tespit Davasında İspat Yükü
Bonoda “Malen” veya “Nakden” Kaydının Taraflara Etkisi ve Menfi Tespit Davasında İspat Yükü
Kambiyo Senetlerinin Soyut Niteliği ve Bono Kavramı
Kambiyo senetleri (poliçe, bono, çek) hukukta soyut borç ikrarı (mücerretlik) niteliği taşır. Yani bu senetler, belirli bir alacak hakkını temelindeki ilişkiye bağlı olmaksızın, tek başına doğururlar. Özellikle bono, düzenleyenin (keşidecinin) belirli bir bedeli ödeyeceğine dair kayıtsız şartsız bir taahhüdünü içerir ve alacak hakkı kural olarak bononun üzerinde yazılı unsurlarla belirlenir (TTK m.776). Bononun geçerliliği herhangi bir alacak ilişkisine (örn. satış, kredi vb.) bağlı değildir; alacaklı, alacağını doğrudan senede dayanarak talep edebilir ve taahhüdün sebebini ispatlamak zorunda değildir. Diğer bir deyişle, bono temel borç ilişkisinden bağımsız (soyut) bir borç yükümlülüğü yaratır.
Bu soyutluk prensibi gereği bonoda borcun sebebi çoğunlukla gösterilmez. Hatta Türk Ticaret Kanunu’nun emredici hükümlerine göre kambiyo senedine, senedin ödenmesini belli bir şarta veya belirli bir sebebe bağlayan kayıtlar konulamaz; konulursa senet geçersiz sayılabilir (TTK m.671/1-b, 776/1-b). Ancak uygulamada, senedin üstüne borcun sebebine dair bazı ibareler konulduğu görülmektedir. Özellikle bonolarda “bedel kaydı” denilen ve senedin hangi nedenle verildiğini kısaca belirten ifadeler kullanılabilmektedir. Bunların en yaygınları “bedeli malen alınmıştır” (mal karşılığı alacak için düzenlenmiştir) veya “bedeli nakden alınmıştır” (nakit para karşılığı düzenlenmiştir) kayıtlarıdır. Bu tür kayıtlar, kambiyo senedinin yukarıda bahsedilen soyutluk özelliğini tamamen ortadan kaldırmaz; bono hukuken geçerliliğini korur ve üçüncü kişiler bakımından yine soyut borç ikrarı niteliğindedir. Bununla birlikte, bedel kaydı taraflar arasındaki ilişki bakımından önemli ipuçları verir ve özellikle ispat hukukunda bazı sonuçlar doğurur. Aşağıda “malen” ve “nakden” kayıtlarının ne anlama geldiğini, alacaklı ve borçlu yönünden avantaj veya dezavantajlarını ve olası bir menfî tespit davasında ispat yükünün nasıl dağıldığını inceleyeceğiz.
Bonoda “Malen” ve “Nakden” Kaydı Nedir?
Bedel kaydı, bonoda temel borç ilişkisine dair bir açıklama niteliğindedir. “Malen” ibaresi, senedin düzenlenmesine konu bedelin bir mal veya hizmet karşılığı olduğunu, yani senedin bir mal teslimi veya satış sözleşmesinden doğduğunu belirtir. Buna karşılık “Nakden” ibaresi, senet bedelinin nakit para olarak alındığını, yani senedin bir nakit ödeme/ödünç verme ilişkisine dayandığını gösterir. Bu kayıtlar, bononun zorunlu unsuru değildir; isteğe bağlı olarak konulabilir ve bononun geçerliliğine engel olmaz. Ancak, bedel kaydının bulunması veya bulunmaması, taraflar arasındaki ispat ilişkisinde önemli rol oynar. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre bonoda “malen” veya “nakden” kaydının varlığı, senedi tamamen temel ilişkiye bağlı hale getirmese de, alacaklı ve borçlu bakımından bazı karine ve yükümlülükler doğurur.
Aşağıda “malen” ve “nakden” kayıtlarını ayrı ayrı ele alarak bu kayıtların alacaklı ile borçluya ne gibi leh veya aleyhte durumlar doğurduğunu inceleyeceğiz.
“Malen” Kaydı ve Sonuçları
Bono üzerinde “bedeli malen alınmıştır” ibaresinin bulunması, senedin bir mal veya malzemeye karşılık verildiğini gösterir. Yani keşideci (borçlu), bonoyu düzenleyip alacaklıya teslim ederken, karşılığında belirli mal veya malları teslim aldığını beyan etmektedir. Bu beyan, hukuken yazılı bir ikrar niteliğindedir. Dolayısıyla “malen” kaydı, senet metninde malın teslim alındığına dair bir kabul içerir ve bu durum ispat hukukunda bir karine (varsayım) oluşturur.
Alacaklı (Lehdar) Açısından: “Malen” kaydı, alacaklı için önemli bir avantaj sağlar. Çünkü böyle bir bonoda, malın borçluya teslim edildiği karine olarak kabul edilir. Alacaklı, takip veya dava sırasında ayrıca “ben malı teslim ettim” diye ispat yükü altına girmez; senet üzerindeki “malen” ibaresi zaten teslimin yapıldığını borçlu adına gösterir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da, “malen” ibareli bir bonoda malın teslim alındığının borçlu tarafından ikrar edilmiş sayıldığını, alacaklının teslimi ayrıca ispatla yükümlü olmadığını vurgulamıştır. Bu durumda alacaklı, alacağını ispatlamak için senedin soyut borç ikrarı özelliğine dayanabilir; senet metni lehine güçlü bir delildir. Özellikle bir uyuşmazlık çıktığında, borçlunun aksini iddia etmediği sürece alacaklıdan mal teslimine dair başka belge veya kanıt istenmez. Kısaca, “malen” kaydı alacaklı lehine ispat kolaylığı sağlar ve borçlunun sonradan mal almadığını ileri sürmesini güçleştirir.
Borçlu (Keşideci) Açısından: “Malen” kaydının bulunması borçlu yönünden dezavantaj oluşturabilir. Eğer borçlu gerçekte herhangi bir mal teslim almamışsa veya bonoyu avans (peşin ödeme) olarak vermişse, sırf senet üzerinde “malen” yazılı olduğu için yüksek bir ispat külfetiyle karşılaşacaktır. Borçlu, bu durumda senedin bedelsiz (karşılıksız) kaldığını yani mal teslim edilmediğini ispat etmek zorundadır. Üstelik bu ispat, kural olarak yazılı delille yapılmalıdır; zira borçlu, senedin tarafı olduğundan senede karşı tanıkla ispat yasağına tabidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m.200 ve devamı uyarınca, değeri belirli bir tutarı aşan işlemler ile senetle ispat zorunluluğu bulunan hallerde tanık dinlenemez. Bu nedenle borçlu, “malen” kayıtlı bonoda malın teslim edilmediğini ancak kesin delillerle (örneğin yazılı bir belge, alacaklının ikrarı gibi) kanıtlayabilir. Yargıtay’ın ifadesiyle, karşılıksız iddiası senede karşı ileri sürüldüğü için kural olarak ancak kesin delille ispat edilebilir; ancak istisnai hallerde tanık deliline başvurulabilir (örneğin temel ilişkide hile, tehdit gibi haller).
Uygulamada sıkça görülen bir durum, “malen” kayıtlı bononun, ileride teslim alınacak mallara karşılık avans olarak verilmesidir. Örneğin bir alıcı, satıcıya ileride teslim edilmek üzere mal siparişi verir ve peşin ödeme niyetine bir bono düzenleyip verir. Eğer sonradan mal teslim edilmez veya alıcı teslim almaktan vazgeçerse, bononun bedelsiz kaldığı iddiasıyla menfi tespit davası açabilir. Ancak Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, “malen” kaydı taşıyan bononun avans olarak verildiğini ve malın hiç teslim edilmediğini ispat yükü borçlu-davacıdadır. Borçlu bu iddiasını yazılı delillerle doğrulamak durumundadır; aksi takdirde senet, üzerindeki kayıt gereği geçerli sayılır ve borçlu bedelini ödemekle yükümlü olur. Nitekim Yargıtay 19. Hukuk Dairesi bir kararında, dava konusu bono “malen” kaydını içerdiği için, malın avans olarak verilip verilmediğini ve teslimin yapılmadığını kanıtlama külfetinin alıcı durumundaki borçluya ait olduğunu özellikle vurgulamıştır.
Özetle, “malen” kaydı borçlu açısından, eğer senet karşılığı mal hiç alınmamışsa veya eksik alınmışsa, ciddi bir ispat yükü anlamına gelir. Borçlu, senet metnine aykırı bir durum (malın teslim edilmediği) iddia ettiğinden, hukuken “senedin ta’lili” adı verilen bir durumda kalır ve bu iddiasını kanıtlamakla mükellef olur. Senet metnindeki yazılı beyana aykırı iddianın ispatı güç olduğundan, borçlu açısından “malen” kaydı aleyhe bir durum yaratır.
“Nakden” Kaydı ve Sonuçları
Bono üzerinde “bedeli nakden alınmıştır” ibaresinin yer alması, senede konu bedelin nakit para olarak ödendiğini/alıntığını gösterir. Yani borçlu, bonoyu düzenlerken karşı taraftan belirli bir miktar parayı nakden aldığı beyanında bulunmaktadır. Bu durumda bono, genellikle bir ödünç para verme (kredi) veya nakit ödeme ilişkisine dayanır. “Nakden” kaydı da isteğe bağlı bir kayıt olup bononun geçerliliğini etkilemez; ancak ispat hukuku bakımından taraflara bazı avantaj/dezavantajlar yükler.
Alacaklı (Lehdar) Açısından: “Nakden” kaydının bulunması alacaklı lehine güçlü bir konum yaratır. Böyle bir senette, alacaklının borçluya nakit parayı verdiği peşinen kabul edilmektedir. Bu nedenle, ileride çıkabilecek bir uyuşmazlıkta alacaklı “borçluya parayı verdim” şeklinde ayrıca ispat yükü taşımayacaktır. Yargıtay uygulamasına göre, bonoda “nakden” kaydı varsa lehdar-alacaklının bonoyu düzenleyene nakit verdiğini ispat etmesine gerek yoktur; bu kayıt karşısında ispat yükü kural olarak bonoyu düzenleyen borçluya aittir. Senet üzerindeki nakden ibaresi, borçlunun parayı aldığı yönünde yazılı bir beyanı olduğundan, alacaklı bu beyana dayanarak icra takibi yapabilir ve mahkemede de senedi ibraz etmesi genellikle alacağını ispat için yeterli kabul edilir. Kısacası, “nakden” kaydı alacaklıya ispat kolaylığı sağlar ve borçlunun aksi iddiasını ileri sürmedikçe alacaklıdan başka bir delil getirmesi beklenmez.
Borçlu (Keşideci) Açısından: “Nakden” kaydı, borçlu yönünden benzer şekilde bir ikrar anlamına geldiğinden, onun için de riskler barındırır. Borçlu senedi imzalarken karşı tarafa nakit para borçlandığını kabul etmiş durumdadır. Eğer gerçekte böyle bir nakit almadıysa veya senet başka bir amaçla (örneğin teminat senedi olarak) verildiyse, bunu sonradan ispat etmesi zor olacaktır. İspat yükü kural olarak borçluya düşer; borçlu, “nakit para almadığını” veya senedin bedelsiz kaldığını iddia ediyorsa, bu iddiasını kanıtlamak zorundadır. Üstelik bu ispat, yine senede karşı senetle ispat kuralına tabi olduğu için yazılı delil gerektirir. Örneğin borçlu, senedin aslında bir dost hatırı için (hatır senedi) verildiğini veya ileride verilecek bir para için önceden teminat olarak düzenlendiğini iddia ediyorsa, bu iddialar senet metnindeki “nakden” kaydına aykırıdır ve borçlunun ta’lil beyanı niteliğindedir. Dolayısıyla ispat külfeti borçludadır; bu iddialarını resmi belge, yazılı anlaşma, alacaklının yazılı ikrarı gibi kesin delillerle desteklemesi gerekir. Aksi halde, mahkeme senet metnini esas alacak ve borçlunun bedelsizlik savunmasını reddedecektir. Yargıtay’ın bir kararında belirttiği üzere, “nakden” kayıtlı senette borçlu, para almadığını iddia ederse bunu kanıtlama yükü altındadır; alacaklının ayrıca para verdiğini ispatına gerek yoktur.
Borçlu açısından “nakden” kaydının dezavantajı, olası bir kötüye kullanım durumunda ortaya çıkar. Örneğin borçlu, aslında nakit para almadığı halde bir yakınına yardımcı olmak için veya bir sözleşmenin teminatı olarak bir bono vermiş olabilir. Eğer bono üzerinde “nakden” ibaresi varsa, bu bono sanki gerçek bir nakit borç için verilmiş gibi işleme konulabilir. Borçlu, gerçekte para almadığını ileri sürerek borçtan kurtulmak isterse, senet metnine aykırı bir durumu ispatlamak zorunda kalacak ve bu da oldukça zor bir süreç olabilecektir. Çünkü olmamış bir olguyu (para verilmediğini) ispat etmek, genellikle olmuş bir olguyu ispata göre daha güçtür ve borçludan bu konuda güçlü deliller sunması beklenir. Kanıt sunulamadığı takdirde, mahkeme senet metnini esas alarak borcun varlığını kabul edecektir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bedeli nakden alınmıştır kaydını içeren bonoya karşı açılan bir bedelsizlik (borçsuzluk) davasında, senetlerde bu kayıt bulunduğundan ispat külfetinin davacı borçluda olduğunu açıkça belirtmiştir. Sonuç olarak “nakden” kaydı, tıpkı “malen” kaydı gibi, borçlu için senedin daha sonra bedelsiz olduğu savunmasını zorlaştıran bir unsurdur.
Menfî Tespit Davalarında İspat Yükü
Borçlu, aleyhinde kambiyo senedine (bonoya) dayanılarak başlatılan bir icra takibinde, eğer gerçekte borçlu olmadığını düşünüyorsa menfî tespit davası açabilir (İİK m.72). Menfî tespit davası, bir hukuki ilişkinin veya borcun mevcut olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Bu dava türünde, davacı konumunda borçlu yer alır ve genellikle davalı da alacaklıdır. Taraf konumları tersine dönse de, ispat yüküne ilişkin temel prensipler aynıdır: “iddia eden, iddiasını ispatla mükelleftir.” Medeni Kanun m.6’ya göre bir hakkın doğumuna dayanak olan olguyu ileri süren taraf, o olguyu ispat etmelidir. Menfî tespit davalarında da kural olarak, ortada bir borç ilişkisi olmadığını iddia eden borçlu, bu iddiasını kanıtlamalıdır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken, borçlunun neyi inkâr edip neyi kabul ettiğidir.
Üç farklı durum söz konusu olabilir:
- Borçlu, borçlanma iradesi ve temel ilişki hiç yoktur diye iddia ediyorsa: Bu durumda aslında borçlunun iddiası “ortada hiç borç ilişkisi yok” şeklinde bir olumsuz vakıa ileri sürmektir. Uygulamada tamamen inkâr halinde, senet altındaki imza inkar edilmiyorsa bile borçlu “bu senedin hiçbir nedeni yok, ben aslında borçlanmadım” diyebilir. Böyle bir iddiada, senet nedeniyle alacak talep eden davalı-alacaklının borcun varlığını ispatlaması beklenebilir. Zira borçlu tam bir inkâr halindedir ve alacaklı, ortada bir hukuki ilişki bulunduğunu, senedin geçerli bir nedene dayandığını kanıtlayarak borcun varlığını ortaya koymalıdır. Ne var ki, senet gibi güçlü bir yazılı delil ortadayken borçlunun “borçlanma iradem yoktu” demesi fiilen pek görülmez; daha ziyade borçlu, senede konu borcun belli sebeplerle geçersiz olduğunu veya sonradan ortadan kalktığını ileri sürer.
- Borçlu, senetle borçlandığını kabul ediyor fakat borcun sona erdiğini ileri sürüyorsa: Örneğin “borç vardı ama ben bu borcu daha sonra ödedim” ya da “borç, alacaklının temerrüdü nedeniyle düştü” gibi iddialar. Bu halde, borcun varlığı başlangıçta kabul edildiğinden, borcun sonradan sona erdiğini ispat yükü borçluya düşer. Özellikle ödeme iddiası, bir iktisadi olgu olduğu için bunu iddia eden borçlu, makbuz gibi delillerle ispat yapmalıdır. Menfi tespit davasında eğer borçlu “borç aslında ödendi” diyorsa, borcun ödendiğini ispat külfeti borçlu-davacıdadır. Borçlu ödeme yaptığını ispatlarsa, alacaklı bunun başka bir alacağa mahsuben olduğunu iddia edebilir; bu durumda da ispat yükü iddiayı ortaya atan alacaklıya geçer.
- Borçlu, senet nedeniyle bir miktar borç olduğunu kabul ediyor fakat senette yazılı tutarın veya sebebin gerçekte farklı olduğunu iddia ediyorsa: Örneğin yukarıda incelediğimiz gibi, davacı-borçlu “bu bono aslında 6000 TL ama bunun 3000 TL’si mal karşılığıydı, kalan kısmı için mal almadım, o nedenle kalan kısım borç değil” diyebilir. Bu durumda borçlu, tamamen borçsuz olduğunu değil, borcun senette yazılı olandan daha az olduğunu savunuyor demektir. Başka bir ifadeyle, temel bir borç ilişkisi varlığını kabul etmekte, ancak bunun senet metninde görülenden farklı şartlarda olduğunu iddia etmektedir. Bu halde borçlu, senedi ta’lil ederek onun bir kısmının haksız olduğunu ileri sürmektedir. Yargıtay, böyle bir durumda ispat külfetinin borçlu-davacıya ait olacağını belirtmiştir; zira borçlu senedin belli bir sebeple (örneğin kısmi mal teslimi) sınırlı borç doğurduğunu iddia etmektedir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, “Davacı borçlu, senedin bedelsiz (borçsuz) olduğunu değil, temel borç ilişkisinin senette görülenden farklı olduğunu ileri sürüyorsa, ispat yükü davacı borçludadır” şeklinde kararlar vermiştir.
Bedel kaydı içeren bonolar bakımından menfi tespit davasında ispat yükü konusunu, yukarıdaki ilkeler ışığında somutlaştırmak faydalı olacaktır.
“Malen” veya “Nakden” kaydı bulunan bir bonoya dayalı olarak menfi tespit davası açıldığında, genellikle borçlu taraf senedin bedelsiz olduğunu veya kısmen bedelsiz kaldığını iddia eden konumdadır. Alacaklı ise senede dayanarak alacağını talep etmektedir. Böyle bir davada, senet üzerindeki kayıtlar önem kazanır:
- Eğer senet “malen” veya “nakden” kayıtlı ise, senedin kayıtsız şartsız bir borç ikrarı olması kuralına ek olarak, belirli bir teslim veya ödeme olgusunu da içerdiği kabul edilir. Bu durumda borçlu “bedel ödenmedi” veya “mal teslim edilmedi” diyerek borçsuzluk iddiasında bulunduğunda, mahkeme öncelikle senet metnini dikkate alır. Senet metnindeki “malen/nakden” ibaresi, alacaklının edimini (mal teslimi veya para verme) yaptığını gösterdiğinden, borçlunun iddiası senet metnine aykırıdır. Yargıtay kararlarında bu durum açıkça vurgulanmıştır: “Dava konusu bonolar nakden (veya malen) kaydını içermekte olup; bu kayıt karşısında bedelsizlik iddiasıyla açılan menfi tespit davasında ispat yükü davacı borçludadır”. Yani mahkeme, kural olarak “malen/nakden” kayıtlı senedin bedelsiz olduğu iddiasında ispat külfetini borçluya yükleyecektir. Borçlu da bu iddiasını, yukarıda belirtildiği gibi kuvvetli delillerle kanıtlamak durumundadır. Aksi takdirde davası reddedilir. Nitekim Yargıtay HGK’nın 2019 tarihli bir kararında, bonolar “nakden” kayıtlı olduğundan bedelsizlik iddiasında ispat yükünün borçluda olduğu, davalı-alacaklının yargılama sırasında yaptığı bazı beyanların senedi ta’lil etme niteliğinde olmadığı, dolayısıyla ispat yükünün yer değiştirmediği ifade edilerek borçlunun iddiasını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davasının reddi onanmıştır.
- Alacaklının Senet Kayıtlarına Aykırı Savunma Yapması (Alacaklı Tarafından Ta’lil): İlginç bir durum, davalı konumundaki alacaklının senet üzerindeki kayda aykırı bir savunma yapmasıdır. Örneğin senet “malen” kayıtlı iken alacaklı, aslında ortada bir mal alışverişi olmadığını, bononun farklı bir sebeple (örneğin bir kira borcuna karşılık veya nakit borç olarak) verildiğini öne sürebilir. Bu durumda alacaklı, senedin ihdas (düzenlenme) sebebini senet metnindekinden farklı göstererek ta’lil yoluna gitmiş olur. Yani alacaklı, kendi lehine olan senet karinesinden vazgeçip başka bir sebep ileri sürmektedir. Bu halde ispat yükü yer değiştirir ve alacaklıya geçer. Yargıtay 19. HD’nin bozma kararlarına yansıyan ifadelere göre: “Malen kaydı bulunan kambiyo senedinin bedelsizliğini iddia eden borçlu, bu iddiasını kanıtlamak zorundadır. Ancak davalı taraf, bonoda yazılı ihdas nedenini ta’lil ederse (değiştirirse) ispat yükü davalı tarafa geçer.” Somut bir örnek vermek gerekirse, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun incelediği bir davada senet “malen” kayıtlıydı ve borçlu, mal alınmadığını iddia ederek dava açmıştı; davalı-alacaklı ise savunmasında “taraflar arasında aslında mal alışverişi yok, bu bono davacı şirketin yetkilisinin şahsi kira borcu için verilmişti” dedi. Alacaklı bu savunmasıyla bononun üzerindeki “malen” kaydını inkar etmiş, senedin düzenlenme sebebini değiştirerek kendisi için yeni bir iddia ortaya atmış oldu. Bu durumda mahkeme, ispat külfetinin artık alacaklıya geçtiğine hükmetti; zira alacaklı, senede dayanan alacağının varlığını bu yeni iddiaya göre kanıtlamak zorundadır. Yargıtay, alacaklının bu şekilde temel sebebi değiştirdiği hallerde davanın bu açıdan incelenmesi, alacaklıya iddiasını ispat için fırsat tanınması gerektiğini, aksi halde eksik inceleme olacağını belirtmektedir. Özetle: Senet metnindeki “malen/nakden” kaydına rağmen alacaklı farklı bir nedene dayanırsa, artık senedin soyutluk avantajından yararlanamaz ve öne sürdüğü nedeni ispat külfeti ona geçer.
- Her İki Tarafın da Senet Kaydından Ayrılması (Çift Taraflı Ta’lil): Bazı davalarda, borçlu ve alacaklı birden senette yazılı sebebin geçerli olmadığını ileri sürebilir, ancak birbirinden farklı sebepler öne sürerler. Örneğin borçlu “senet mal karşılığı değil, bana ileride teslim edilecek bir makine için avans olarak verildi” derken, alacaklı “hayır, senet mal karşılığı değil, nakit borç olarak verilmişti” diyebilir. Bu durumda her iki taraf da senet metnindeki “malen” kaydını inkâr etmiş, fakat farklı iddialar ortaya atmış olur. İşte bu gibi haller doktrinde çift taraflı ta’lil olarak adlandırılır. Yargıtay’ın yaklaşımı, çift taraflı ta’lilde senet metninin sağladığı karinenin zaten çökmüş olduğu, dolayısıyla ispat yükünün başlangıçtaki genel kurala göre belirlenmesi gerektiği yönündedir. Genellikle menfi tespit davasında davacı borçlu alacağın (veya bir kısmının) olmadığını iddia eden taraftır. Tarafların her ikisi de senet kaydını reddettiğinde, mahkeme ispat yükünü “borcun var olmadığını” iddia eden davacı borçluda tutabilir. Nitekim Yargıtay 19. HD bir kararında, davacı “bono avans para içindi” derken davalı “bono borç verdiğim para içindi” savunmasını yapmış ve her iki taraf da senetteki malen kaydının doğru olmadığında uyuşmuşlardır; bu çift taraflı ta’lil durumudur ve çift taraflı ta’lilde ispat külfeti yer değiştirmez, mahkemece ispat yükünün davacıda olduğu kabul edilmelidir diyerek ilk derece kararını onamıştır. Yani her iki taraf da senet metninden ayrılıp farklı sebeplere dayanıyorsa, artık taraflar arasındaki uyuşmazlık adi bir alacak-borç uyuşmazlığı gibi değerlendirilir ve kim kendi lehine bir vakıa ileri sürüyorsa onun ispat etmesi kuralı uygulanır. Genellikle davacı borçlu borcun (tamamının veya bir kısmının) olmadığını iddia ettiği için ispat yükü onda kalmaya devam eder. Bu durumda borçlu davasını ispat edemezse menfi tespit davası reddedilecektir.
Yukarıdaki ilkeler çerçevesinde, menfi tespit davasında senet metnindeki “malen/nakden” kayıtları kritik önemdedir. Mahkeme, öncelikle senet metnini ve içerdiği beyanları dikkate alır. Senede karşı ileri sürülen bedelsizlik iddiası, senet metninde açıklanan nedeni ortadan kaldırmaya yönelik olduğundan, bu iddianın ispatı yazılı delille ve iddiayı ortaya atan tarafa yüklenerek değerlendirilir. Borçlu- bedelsizlik iddiasını kanıtlayamazsa, senet geçerli kabul edilir ve takip devam eder. Eğer alacaklı senet kaydına aykırı bir şey iddia etmişse, mahkeme onun iddiasını ispat edip edemediğine bakar; ispat edemezse alacaklının o iddiası dikkate alınmaz ve yine senet metnine göre karar verilir. Her iki taraf da senet kaydından uzaklaşmışsa, senet belli ölçüde soyutluk vasfını yitirmiş olsa da tarafların yeni iddiaları çerçevesinde genel ispat kuralları uygulanır.
Sonuç ve Değerlendirme
Bono üzerinde “malen” veya “nakden” ibaresinin bulunması, senedin temel ilişkisinin bir işaretini verir ve taraflar açısından önemli hukuki sonuçlar doğurur.
Sonuç olarak, bono düzenlenirken “malen” veya “nakden” kaydı konulmasının, ileride doğabilecek uyuşmazlıklarda bakımından riskli olduğu görülmektedir.
Eğer gerçekten mal veya para teslim edilmeden bono verilmişse, borçlunun sonradan bunu ispat etmesi çok zor olacaktır. Yargıtay’ın ısrarlı içtihatları, bu kayıtların aksini iddia eden tarafın (çoğunlukla borçlunun) yazılı ispat yükü altında olduğunu ortaya koymaktadır. Elbette her somut olay kendi şartlarına göre değerlendirilir; özellikle hile, tehditle senet imzalatma gibi istisnai durumlar varsa mahkeme tanık dahil her türlü delille gerçeği araştırabilir. Ancak bunlar dışında, sırf temel ilişkinin gerçekleşmediğini iddia eden borçlu, senet metni ile bağlıdır ve hukuk düzeni onu, bu iddiasını ispat edemediği takdirde senet borcunu ödemekle yükümlü tutmaktadır. Bu nedenle, uygulamada bono verilirken içerdiği kayıtların önemini bilerek hareket etmek gerekir.
Av.İLKER KILIÇ
GSM :0505 506 9381
