Popüler Etiketler

İş Kazası Yargıtay Kararları Analizi
İş Kazalarına İlişkin Kararlar
Yargıtay 10. HD 2015/1120 E., 2016/5813 K. (Alt İşveren Kavramının Tanımı)
Olay Özeti: Bu karar, bir iş kazası sonrasında Sosyal Güvenlik Kurumu’nun işverene açtığı rücu davasında, davalıların “asıl işveren – alt işveren” olup olmadığının tartışıldığı bir duruma ilişkindir. Somut olayda, SGK, iş kazası geçiren sigortalı için ödediği peşin sermaye değerlerini tahsil etmek amacıyla hem asıl işveren olduğunu iddia ettiği bir kamu kurumuna hem de işi fiilen yapan taşeron şirkete dava açmıştır. Davalı kamu kurumu, kendisinin asıl işveren sayılamayacağını, zira işin tamamını ihale ile başka bir şirkete (taşerona) bıraktığını savunmuştur.
Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi kararında, 5510 sayılı Kanun m.12’deki alt işveren tanımına atıf yapılmıştır: Alt işveren, bir işverenden işin bir bölümünü veya eklentisinde iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran üçüncü kişidir. Alt işverenlik ilişkisinin varlığı için öncelikle ortada bir asıl işveren olmalı ve bu asıl işveren, işyerinin bir bölümünde işi dışarıdan bir işverene vermiş olmalıdır. Asıl işveren, kendi işyerinde sigortalı çalıştırmaya devam ederken, işin belli bir bölümünü başka bir işverene yaptırırsa alt işveren ilişkisi doğar. Buna karşılık, eğer işin tamamı parçalara ayrılarak tamamen başkalarına devredilmiş ve asıl işveren bu işte artık sigortalı çalıştırmıyorsa, ortada gerçek bir asıl-alt işveren ilişkisi yoktur. Bu durumda işi devralanlar bağımsız yüklenici (istisna akdi ile işi yapan) sayılır, devreden ise işveren sıfatını yitirir. Yargıtay ayrıca alt işverenliğin belirlenmesinde, işin niteliği, işin asıl işe yardımcı iş olup olmadığı, teknik uzmanlık gerektirip gerektirmediği gibi unsurların da göz önüne alınmasını önermektedir.
Somut olay açısından Yargıtay, dosyadaki sözleşme ve kayıtların incelenerek davalı kamu kurumunun ilgili işte işverenlik sıfatı bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirtmiştir. Eğer kamu kurumu işi tamamen taşerona bırakmış, kendisi işçi çalıştırmamış ise, o kurum asıl işveren olarak nitelendirilemez.
Karar Sonucu: Yargıtay 10. HD, mahkemenin eksik inceleme ile davalı kurumu asıl işveren kabul etmiş olmasını hatalı bulmuştur. Öncelikle gerçek hukuki ilişkinin tespiti için, davalı kamu kurumu ile taşeron arasındaki ilişkinin niteliği belirlenmelidir. İnceleme sonucunda eğer kamu kurumu asıl işveren değil ise, iş kazasından doğan SGK alacağından sorumlu olmayacaktır. Kararda, davacının (SGK’nın) o kuruma yönelttiği davanın reddine karar verilmesi gerekeceği açıkça belirtilmiştir. Sonuç olarak dosya, alt işverenlik ilişkisinin koşulları araştırılarak karar verilmesi için bozularak gönderilmiştir.
Yargıtay 21. HD 2016/3264 E., 2016/15220 K. (Anahtar Teslim İş – Asıl İşveren Sorumluluğunun İstisnası)
Olay Özeti: Bu karar, bir iş kazasında sorumluluğun kime ait olduğuna dair çok kademeli bir sözleşme ilişkisini konu almaktadır. Olayda, bir şirket (A) kendisine ait bir narenciye paketleme fabrikasının dış cephe kaplama işini, bir adi ortaklığa (B) ihale etmiştir. Bu ortaklık da işi bir alt taşeron olan davalı şirket (C)’ye bırakmıştır. Davacılar, C şirketinin işçisi olan murislerinin cephe kaplama işi sırasında elektrik tellerine temas eden bir demir nedeniyle hayatını kaybettiğini ileri sürerek, hem A (asıl iş sahibi) hem B (adi ortaklık) hem de C (fiili işveren) aleyhine tazminat davası açmışlardır.
Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 21. HD, somut olaydaki sözleşme zincirini değerlendirirken, işin niteliğinin bir alt işverenlik ilişkisine uyup uymadığını tahlil etmiştir. Kararda, A şirketinin B ortaklığına işi bedel karşılığı “anahtar teslim” şekilde devrettiği vurgulanmıştır. Anahtar teslim iş demek, belirli bir işin bir bütün olarak sonuç taahhüdüyle başka bir yükleniciye verilmesi demektir. Böyle bir durumda, işi veren taraf sonuç dışında işe karışmaz, işi alan da kendi çalışma düzeniyle işi tamamlama borcu altındadır. Yargıtay, olayda A şirketi ile B/C şirketleri arasındaki ilişkinin bir hizmet akdi özellikleri taşımadığını, istisna akdi (eser sözleşmesi) niteliğinde olduğunu saptamıştır. Bu sonuca varırken şu hususlara dikkat çekilmiştir: İşin belirli bir bölümünün değil, tamamının bağımsız bir yükleniciye bırakılması, A şirketinin işin yapılma sürecine günlük talimatlar verecek şekilde karışmaması, C şirketinin kendi işçilerini kendi belirlediği şekilde çalıştırması gibi etkenler gerçek bir alt işveren ilişkisi bulunmadığını göstermiştir. Alt işverenlikte, asıl işveren işin bir kısmını devreder ama işveren sıfatını korur ve işin yürütüm sorumluluğunu paylaşır; oysa burada A şirketi işi tamamen devredip işçi çalıştırmamıştır.
Bu durumun sonucu olarak Yargıtay, A şirketinin, C şirketi işçisinin ölümüyle ilgili işveren sıfatıyla sorumlu tutulamayacağını ifade etmiştir. Zira A ile C arasında kanunun aradığı anlamda bir asıl işveren – alt işveren ilişkisi yoktur, aksine A’nın işi anahtar teslimi bir yükleniciye verdiği kabul edilmiştir. Bu halde, iş kazasından doğan tazminat sorumluluğu sadece işi fiilen yürüten ve kazalı işçinin işvereni konumunda olan C şirketine ait olacaktır.
Karar Sonucu: Yargıtay 21. HD, A şirketinin iş kazası nedeniyle sorumluluğunun bulunmadığı yönünde karar vermiştir. Mahkemece yapılacak işin, A şirketi yönünden davanın reddine karar vermek olduğu açıkça belirtilmiştir. Sonuç olarak, asıl işin tamamen bağımsız bir sözleşmeyle devredildiği durumlarda asıl işverenin, alt işverenlik hükümleri gereğince müşterek sorumluluğunun doğmayacağı bu kararla teyit edilmiştir.
Yargıtay 21. HD 2015/19096 E., 2016/15636 K. (Gerçek Asıl-Alt İşveren İlişkisinin Tespiti)
Olay Özeti: Bu karar, iş kazalarında sorumluluk değerlendirmesi yapılırken, taraflar arasındaki ilişkinin gerçekten asıl işveren-alt işveren ilişkisi olup olmadığının dikkatlice incelenmesi gerektiğine dair Yargıtay’ın ilkesel bir kararını yansıtmaktadır. Dosya kapsamında, işverenler arasındaki sözleşmenin alt işverenlik mi yoksa muvazaalı bir devir mi olduğu tartışılmıştır. Bazı davalılar, “biz alt işveren değil, bağımsız yükleniciyiz” diyerek sorumluluktan kurtulmak istemiştir.
Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 21. HD, 4857 sayılı İş Kanunu m.2/7 ve 5510 sayılı Kanun m.12/6 uyarınca asıl işveren – alt işveren ilişkisinin tanımını ve sonuçlarını detaylı biçimde hatırlatmıştır. Kanun, asıl işverenin alt işverenin işçilerine karşı müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu açıkça düzenlemektedir. Bu düzenlemelerin amacı, bazı işverenlerin kanundan kaynaklanan yükümlülüklerinden kaçınmak için işleri muvazaalı biçimde parçalara bölerek farklı kişilere vermelerinin önüne geçmektir. Eğer bir işveren, sırf sorumluluktan kaçmak amacıyla kendi işyerindeki asıl işi veya yardımcı işleri başka şirketlere devrediyorsa, bu durumda yapılan sözleşme muvazaalı sayılır ve kağıt üzerinde bağımsız yüklenici görünse bile fiilen alt işveren kabul edilir. Yargıtay, 1976 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı’na da gönderme yaparak, muvazaalı devirlerin alt işverenlik hükümlerine tabi olacağını belirtmiştir.
Somut uyuşmazlıkta Yargıtay, mahkemenin sözleşmeyi yüzeysel değerlendirmekle yetindiğini, iş ilişkisinin niteliğini derinlemesine araştırmadığını not etmiştir. Oysa, gerçekten alt işverenlik kriterleri mevcutsa (işin bir parçasının verilmesi, teknolojik uzmanlık gereği vs.) o zaman asıl işveren de sorumlu olmalıdır; değilse sorumluluk alt yükleniciyle sınırlı kalacaktır.
Karar Sonucu: Yargıtay 21. HD, ilgili alt işverenlik iddiasının titizlikle araştırılmadan karar verilmesini usul ve yasaya aykırı bularak kararı bozmuştur. Mahkemeye, taraflar arasındaki ilişkinin muvazaalı olup olmadığına, alt işverenlik şartlarını taşıyıp taşımadığına dair ayrıntılı inceleme yapılması talimatı verilmiştir. Eğer alt işverenlik ilişkisi ispatlanırsa, asıl işveren de tazminattan müşterek sorumlu tutulacaktır. Bu karar, alt işverenlik iddialarında gerçek durumun ortaya çıkarılması için gerekli araştırmaların yapılmasının şart olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.
Yargıtay 21. HD 2015/20410 E., 2016/7716 K. (İş Kazasında Kusur Tespiti – Ceza Dosyasının Etkisi)
Olay Özeti: Bu karar, bir tanker kazasında meydana gelen iş kazasında kusur değerlendirmesinin nasıl yapılması gerektiğini ve ceza davası sonuçlarının hukuk davasına etkisini ele almaktadır. Olayda, davacılar murisi sigortalı işçi, davalılardan birine ait tankerde muavin (yardımcı personel) olarak çalışırken araç frenlerinin tutmaması sonucu meydana gelen kazada hayatını kaybetmiştir. İş kazası nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davasında, mahkeme bir davalı hakkında kusur bulunmadığından davayı reddetmiş, ölenin eşine ait maddi tazminatı kabul etmiş, diğer mirasçıların taleplerini kısmen kabul etmiştir. Davada kusur durumu tartışmalı olup, kazanın oluşumunda araç bakımından sorumlu şirketin ve şoförün ihmali olabileceği ileri sürülmüştür. Bu arada kaza hakkında görülen ceza davasında, kazanın meydana gelmesinde kusuru olduğu iddia edilen davalılardan biri hakkında beraat kararı verilmiştir; ancak bu karar Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nce 19.01.2016 tarihinde bozulmuştur, yani ceza davası henüz kesinleşmemiştir. Yerel mahkeme, ceza davasındaki ilk kararı ve kendi aldığı bir bilirkişi raporunu esas alarak ilgili davalının kusursuz olduğuna kanaat getirmiştir.
Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 21. HD, öncelikle birden çok kişinin birlikte neden olduğu zararlar bakımından BK 50 ve 51’in (TBK 61) uygulamasını hatırlatmıştır: Birden fazla kişi birlikte zarara yol açmışsa, zarar gören alacaklı zararın tamamını sorumluların hepsinden veya birinden isteyebilir. İş kazalarında da işveren, alt işveren, işveren vekili yanı sıra kusuru bulunan diğer 3. kişiler de zarardan birlikte sorumlu olurlar. Ayrıca 6331 sayılı Kanun (eski İş Kanunu m.77) gereği işverenin iş sağlığı ve güvenliği için her türlü önlemi almakla yükümlü olduğu vurgulanmıştır.
Ceza davasının etkisine gelince: Hukuk hakimi, ceza mahkemesinin kusur oranlarına bağlı değildir, ancak kesinleşmiş ceza hükmündeki maddi olgularla bağlıdır. Bu ilke, Yargıtay HGK ve Ceza GK kararlarında da belirtilmiştir. Somut olayda ceza davasında beraat kararı verilmişse de bu karar kesinleşmemiştir (bozulmuştur), dolayısıyla hukuk hakimi bakımından bağlayıcı bir maddi olgu tespiti yoktur. Yargıtay ayrıca ceza davasında “kusurlu bulunanlara az da olsa kusur verilmesi zorunludur” şeklindeki uygulamaya dikkat çekip, ceza davasında hiç kusur verilmemesinin (beraatin) hukuk davasına doğrudan sirayet etmeyeceğini ifade etmiştir.
Somut olayda mahkeme, yetersiz bir bilirkişi raporuna dayanarak davalılardan birini kusursuz kabul etmiş ve hakkında davayı reddetmiştir. Oysa yapılması gereken, ceza dava dosyasını da getirterek, özellikle ceza yargılamasında bozmadan sonra yapılan keşif ve bilirkişi incelemelerini inceleyerek, ardından iş hukukunda uzman bir bilirkişi heyetinden (iş güvenliği uzmanları dâhil) rapor alarak kusur durumunu netleştirmektir. İş kazalarında Yargıtay’ın vurguladığı üzere, kusur oranları tereddüde yer bırakmayacak açıklıkta belirlenmelidir. Ayrıca ceza mahkemesinin tespit ettiği maddi vakıalar (örneğin fren arızası, bakım ihmali gibi somut olgular) hukuk hakimini bağlayabilir; nitekim burada ceza dosyasında aracın frenlerinin arızalı olduğu gibi hususlar bulunabilir.
Karar Sonucu: Yargıtay 21. HD, yerel mahkemenin eksik araştırma ile karar vermesini bozma nedeni yapmıştır. Mahkeme, kesinleşmemiş beraat kararına dayanarak ve yetersiz bir kusur raporunu esas alarak hüküm kurmakla hata etmiştir. Bozma ilamında, ceza mahkemesinin (ileride verilecek) mahkûmiyet kararındaki fiilin hukuka aykırılığı ve illiyet bağına ilişkin tespitlerin hukuk hakimini bağlayacağı hatırlatılmıştır. Bu nedenle ceza dosyası celbedilip, oradaki bulgular ve yeni bilirkişi raporları birlikte değerlendirildikten sonra, ilgili davalının kusur ve sorumluluğunun olup olmadığına karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Sonuç olarak dosya, adil yargılama gereği tüm deliller toplandıktan sonra kusur tespiti yapılarak yeniden hüküm kurulmak üzere mahkemeye geri gönderilmiştir.
Yargıtay 21. HD 2016/15708 E., 2016/15627 K. (Sürekli İş Göremezlik Oranı – Çelişen Raporların Değerlendirilmesi)
Olay Özeti: Bu karar, iş kazası sonucu meslekte kazanma gücü kaybı (sürekli iş göremezlik) oranlarının tespiti konusunda SGK kurum raporları arasındaki çelişkilerin giderilmesi üzerine odaklanmaktadır. Somut olayda, Sosyal Güvenlik Kurumu birbirine yakın tarihlerde aynı iş kazası için farklı sürekli iş göremezlik oranları tespit etmiştir. Yerel mahkeme, SGK’nın belirlediği bu oranlardan birini esas alarak karar vermiş; ancak raporlar arasındaki farkı incelememiştir. Davalı, oranlardaki çelişkinin giderilmediğini temyiz dilekçesinde dile getirmiştir.
Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 21. HD, 5510 sayılı Kanun’un 18. ve 19. maddelerinde geçici ve sürekli iş göremezlik kavramlarının ve raporlarının nasıl düzenlendiğini aktarmıştır. Buna göre, iş kazası sonucu oluşan bedeni zararlar için yetkili sağlık kurumları rapor verir, SGK Sağlık Kurulu da meslekte kazanma gücü kaybını en az %10 oranında tespit ederse sürekli iş göremezlik geliri bağlanır. Kanun’un 95. maddesi ise, SGK Yüksek Sağlık Kurulu kararlarının Kurum’u bağlayıcı olduğunu, ancak diğer ilgililer için bağlayıcı olmadığını belirtir. İlgililer (örneğin işçi veya işveren) bu karara itiraz ederse konu Adli Tıp Kurumu’nca değerlendirilmeli, denilmektedir. Bu husus, 1976 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile de ortaya konmuştur.
Somut olayda SGK’nın farklı tarihlerde farklı oranlar belirlediği görülmektedir. Yargıtay, aynı kurumun çelişkili raporları varken bunlardan biriyle karar vermenin hatalı olduğunu ifade etmiştir. Böyle durumlarda, SGK Yüksek Sağlık Kurulu’na itiraz yolunun işletilmesi ve gerekiyorsa Adli Tıp Kurumu’ndan görüş alınması gerekir. Özellikle, SGK raporları arasında bariz bir çelişki varsa, dosya Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu’na gönderilerek bilimsel bir değerlendirme istenmelidir. Eğer Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu raporları arasında da çelişki olursa, nihai kararı vermesi için Adli Tıp Genel Kurulu’ndan rapor alınmalıdır.
Karar Sonucu: Yargıtay 21. HD, yerel mahkemenin çelişkili SGK raporlarını gidermeden karar vermesini hatalı bularak bozmuştur. Yapılacak iş, SGK’nın tespit ettiği sürekli iş göremezlik oranlarındaki farkı çözmek üzere Adli Tıp Kurumu’na başvurmak olmalıdır. Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu’nun raporu alındıktan sonra, eğer halen raporlar arasında çelişki varsa bu kez Adli Tıp Genel Kurulundan bir rapor alınarak çelişkinin kesin olarak giderilmesi sağlanmalıdır. Tüm bu işlemler yapılıp net bir sürekli iş göremezlik oranı belirlendikten sonra davanın esası hakkında hüküm kurulmalıdır. Mahkemece bu yol izlenmeden eksik inceleme ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuş, karar bozulmuştur.
Av İLKER KILIÇ
0 505 506 93 81
