Trafik Kazaları Yargıtay Kararları Analizi

Yargıtay Kararları Analizi: Trafik Kazaları

Trafik Kazalarına İlişkin Kararlar

  1. Yargıtay HGK 2011/17-351 E., 2011/386 K. (Tazminat Hesabında Hüküm Tarihi Esası)

Olay Özeti: Bu karar, haksız fiilden doğan tazminatın nasıl hesaplanacağı konusunda bir uyuşmazlığı ele alır. Davada, maddi tazminat miktarının hesaplanmasında asgari ücretin hangi tarihinin esas alınacağı tartışılmıştır. Özellikle, zararın hesaplanmasında mahkeme hükmünün verildiği tarihe en yakın veriler mi yoksa daha önceki bir tarihteki veriler mi kullanılmalıdır sorunu ortaya çıkmıştır.

Hukuki Değerlendirme: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, tazminat hesabının hüküm tarihine en yakın verilerle yapılması gerektiğini vurgulamıştır. Kararda, 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 46. maddesindeki hükme atıf yapılarak beden gücünün zarar gördüğü durumlarda zararın gerçek kapsam ve miktarının zaman içinde daha iyi belirlenebileceği ifade edilmiştir. Bu nedenle mahkemece hesaplama yapılırken, hükme en yakın tarihindeki ücret ve ekonomik verilere göre hesaplama yapılması ilkesinin benimsenmesi gerektiği belirtilmiştir.

Karar Sonucu: Yargıtay HGK, yerel mahkemenin tazminat hesabında daha eski bir tarihi esas almasının hatalı olduğuna hükmetmiştir. Tazminat miktarı, mahkeme kararına en yakın tarihteki koşullar esas alınarak yeniden hesaplanmalıdır. Mahkeme, hüküm tarihine en yakın asgari ücreti tespit ederek bu ücrete göre bilirkişiden ek rapor almalı ve buna göre karar vermelidir. Sonuç olarak önceki karar bozulmuştur.

  1. Yargıtay 17. HD 2016/6738 E., 2016/… K. (Trafik Kazası Manevi Tazminat ve Faiz Türü)

Olay Özeti: Bu karar, bir trafik kazası nedeniyle açılan manevi tazminat davasına ilişkindir. Kazada ölen veya yaralanan kişinin yakınları toplam 70.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini sağlamış; ancak bu miktar ve faiz türü her iki tarafça da temyiz edilmiştir. Davacılar daha yüksek manevi tazminat talep ederken, davalı şirket manevi tazminat miktarını ve uygulanan faiz türünü itiraz konusu yapmıştır.

Hukuki Değerlendirme: Yargıtay, manevi tazminatın zenginleşme aracı olmadığını, amacının duyulan acı ve elemi kısmen de olsa hafifletmek olduğunu hatırlatmıştır. Hakim, Türk Borçlar Kanunu m.56 uyarınca olayın özelliklerini, tarafların sosyal-ekonomik durumlarını ve kazanın oluş biçimini dikkate alarak hakkaniyete uygun bir miktar belirlemelidir. Bu ilkeler ışığında Yargıtay, davacılar için takdir edilen toplam 70.000 TL manevi tazminatın bir miktar düşük kaldığını belirtmiştir. Ayrıca davalı şirketin aracı ticari amaçla kullanan bir şirket olması nedeniyle, haksız fiilden doğan zararın ticari iş sayıldığı ve davacıların talebi doğrultusunda ticari (avans) faizi uygulanması gerektiği vurgulanmıştır. Yerel mahkeme ise bu talebe rağmen sadece yasal faiz uygulayarak hatalı davranmıştır. Bunun yanında, davada birden fazla davacı bulunduğundan, her birine hükmedilen manevi tazminat için ayrı vekalet ücreti takdiri gerektiği de belirtilmiştir.

Karar Sonucu: Yargıtay 17. HD, yerel mahkemenin kararını bozmuştur. Bozma gerekçeleri olarak: manevi tazminat tutarının hakkaniyete nazaran düşük belirlenmesi, faiz türünün yanlış uygulanması (yasal faiz yerine ticari faiz olması gerektiği) ve vekalet ücreti konusunda usul hatası yapılması gösterilmiştir. Dosya, daha yüksek ve adil manevi tazminat miktarına hükmedilmesi, ticari faizin uygulanması ve her bir davacı için ayrı vekalet ücreti belirlenmesi yönünde yeniden görülmek üzere mahkemeye gönderilmiştir.

  1. Yargıtay HGK 2014/4-1018 E., 2016/326 K. (Alkollü Sürücüyle Yolculuk – Manevi Tazminat İndirimi)

Olay Özeti: Bu karar, davacının kendi isteğiyle alkollü sürücünün aracına binmesi sonucu meydana gelen trafik kazasında yaralanmasıyla ilgilidir. Davacı, kazada yaralanmış ve manevi tazminat talep etmiştir. Yerel mahkeme, davacının, alkollü olduğunu bildiği sürücüyle ısrarla yolculuk etmesi ve böylece zararın oluşumuna rıza göstermesi gerekçeleriyle davacının manevi tazminat talebini tamamen reddetmiştir. Maddi tazminat talebi kısmen kabul edilmiş, ancak manevi tazminat tamamen verilmemiştir.

Hukuki Değerlendirme: Hukuk Genel Kurulu, “kimse kendi kusuruna dayanarak tazminat isteyemez” ilkesinin tamamen manevi tazminatı ortadan kaldırmak için uygulanamayacağını belirtmiştir. Davacının kazanın oluşumunda payı olsa bile, bu durum manevi tazminatın tamamen kaldırılması yerine indirim sebebi olarak değerlendirilmelidir. Zira 818 sayılı BK m.43-44 (TBK m.52) uyarınca, zarar görenin de kusuru varsa tazminat indirilebilir, ancak ortada kasten zarar verme durumu yoksa manevi tazminat tamamen kaldırılmamalıdır. YHGK, olayda davalının taksirli tam kusurlu olduğunu ve davacının sadece kendi kusuruna dayanarak tazminat istenemeyeceği kuralının, manevi tazminatı tümden reddetmek için yeterli olmadığını vurgulamıştır.

Karar Sonucu: Yargıtay HGK, yerel mahkemenin manevi tazminatı tümden reddetmesini hukuka aykırı bulmuş ve kararı bozmuştur. Mahkeme, davacının kendi kusurunu (alkollü araçla seyahat etmesini) manevi tazminatta uygun bir indirim sebebi olarak dikkate almalı, ancak manevi tazminatı tamamen ortadan kaldırmamalıdır. Sonuç olarak dosya, davacının çektiği manevi acıları giderecek ölçüde bir manevi tazminat takdiri yapılması için yerel mahkemeye gönderilmiştir.

  1. Yargıtay 17. HD 2014/17172 E., 2014/13664 K. (Güvence Hesabı – Alacaklı ve Borçlu Sıfatlarının Birleşmesi İddiası)

Olay Özeti: Bu karar, Güvence Hesabı’na karşı açılan bir destekten yoksun kalma tazminatı davasıyla ilgilidir. Olayda, trafik kazasında ölen sürücünün yakınları (destek yakınları) sigorta hakem heyetine başvurarak Güvence Hesabı’ndan tazminat talep etmişlerdir. Ancak Sigorta Hakem Heyeti, kazada ölen sürücünün tamamen kusurlu olması ve tazminat ödeyen Güvence Hesabı’nın bu ödeme sonrası kusurlu sürücünün mirasçılarına rücu edebilecek olması nedeniyle, talep edenlerin hem alacaklı hem borçlu konumuna düşeceğini kabul etmiş ve BK 135’e (alacaklı ve borçlu sıfatlarının birleşmesi) dayanarak davayı reddetmiştir. Yani, ölen sürücünün mirasçıları hem tazminatı talep eden taraf hem de Güvence Hesabı rücu ettiğinde borçlu taraf olacağından, borcun birleşme yoluyla sona erdiği ileri sürülmüştür.

Hukuki Değerlendirme: Yargıtay, Borçlar Kanunu m.135’deki alacaklı ve borçlu sıfatlarının birleşmesinin somut olayda gerçekleşmediğine hükmetmiştir. Güvence Hesabı, zorunlu sigortası olmayan veya belirli hallerde devreye giren bir fondur ve kazada ölen sürücünün mirasçıları, 3. kişi sıfatıyla destekten yoksun kalma tazminatı talep etme hakkına sahiptir. Her ne kadar Güvence Hesabı ödediği tutarı, kazaya kusuruyla sebep olan kişinin (ölen sürücünün) mirasçılarından rücuen talep edebilecek olsa da, bu durum talep sahiplerinin bizzat kendilerine karşı borçlu duruma düştükleri anlamına gelmez. Zira rücu hakkı, hukuken farklı bir ilişkidir ve BK 135 anlamında tam bir birleşme sayılmaz. Alacaklılık ve borçluluk sıfatları burada aynı kişiler üzerinde tam olarak örtüşmemektedir.

Karar Sonucu: Yargıtay 17. HD, Sigorta Hakem Heyeti kararının aksine, destekten yoksun kalma tazminatı talebinin Güvence Hesabı tarafından karşılanabileceğine karar vermiştir. Mahkemenin yapması gereken, davacıların gerçekten destekten yoksun kalıp kalmadıklarını değerlendirmektir. Eğer davacılar ölen sürücünün desteğinden yoksun kalmışlarsa, Güvence Hesabı 3. kişi konumundaki bu davacıların tazminat talebini karşılamalıdır. Sonuç olarak Yargıtay, birleştirme gerekçesiyle davanın reddinin yanlış olduğunu belirtip kararı bozmuştur.

  1. Yargıtay 17. HD 2013/7985 E., 2014/19290 K. (Zorunlu Taşımacılık Sigortası Sorumluluk Sırası ve Sigortacının Rücu Hakkı)

Olay Özeti: Bu karar, bir trafik kazasında birden fazla sigorta türünün sorumluluğu ve bir sigorta şirketinin rücu talebi ile ilgilidir. Davalı araç, yolcu taşımacılığı yapan bir minibüstür. Araç sahibinin, yolcular için yaptırması gereken Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası bulunmamaktadır. Kazada ölen yolcuların yakınlarına, minibüsün trafik sigortacısı olan davacı sigorta şirketi ödeme yapmıştır. Daha sonra bu sigorta şirketi, aslında öncelikle yolcu taşımacılığı sigortasının sorumlu olduğunu, ancak bu sigorta yaptırılmadığından Güvence Hesabı devreye girmesi gerektiğini ileri sürerek, kendi ödediği tazminat tutarını araç işleteni ve Güvence Hesabı’ndan rücuen talep etmiştir.

Hukuki Değerlendirme: Yargıtay, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu ve ilgili zorunlu sigorta genel şartlarına göre taşımacının yolcuya karşı sorumluluğunun öncelikle özel yolcu taşımacılığı sigortasınca karşılanacağını açıkça belirtmektedir. Eğer bu sigorta yoksa veya limiti aşılmışsa, ancak o zaman sırayla zorunlu trafik sigortası ve varsa ihtiyari sorumluluk sigortası devreye girer. Somut olayda, yolcu taşımacılığı sigortası hiç yapılmadığından, onun yerine Güvence Hesabı devreye girer ve Yönetmelik gereği belirlenen limitlere kadar zararı karşılar. Davacı trafik sigortacısı, aslında yasal bir zorunluluğu olmadığı halde (çünkü önce Güvence Hesabı sorumluydu) ödeme yapmıştır. Yargıtay’a göre, yasal sorumluluk sırası gözetilmeden gereksiz yere ödeme yapan trafik sigortacısı, ödediği bu tutarı sonradan Güvence Hesabı’ndan talep edemez. Kanun koyucu yolcu zararlarında müteselsil değil, kademeli sorumluluk öngördüğünden, trafik sigortacısı kendi sırası gelmeden ödediği tutarla ilgili Güvence Hesabı’na rücu hakkına sahip değildir.

Karar Sonucu: Yargıtay 17. HD, trafik sigortacısının yaptığı ödemenin Güvence Hesabı’ndan tahsil edilemeyeceğine hükmetmiştir. Mahkemenin, sorumluluk sırasını dikkate almadan karar vermesi hatalı bulunmuştur. Sonuç olarak karar bozulmuş; trafik sigortacısının, Güvence Hesabı aleyhine açtığı rücu davasının bu gerekçe ile reddedilmesi gerektiği belirtilmiştir.

  1. Yargıtay 17. HD 2014/9303 E., 2016/11871 K. (Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası – Meblağ Sigortası Niteliği)

Olay Özeti: Bu karar, bir trafik kazasında otobüs veya minibüs gibi yolcu taşıyan araçlarda zorunlu olan Koltuk Ferdi Kaza Sigortası teminatının niteliği ile ilgilidir. Olayda, kazada ölen veya yaralanan yolcular için Koltuk Ferdi Kaza Sigortası kapsamında sigorta şirketinin sorumluluğu gündeme gelmiştir. Uyuşmazlık, bu sigorta kapsamında ödenecek tazminatın miktarının nasıl belirleneceği üzerinedir. Sigorta şirketi, gerçek zarar kadar ödeme yapmak isterken, davacılar poliçedeki limit tutarının ödenmesini talep etmektedir.

Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 17. HD, Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası’nın bir can sigortası (hayat/ferdi kaza) türü olduğunu ve meblağ sigortası niteliği taşıdığını vurgulamıştır. Meblağ sigortası demek, riziko gerçekleştiğinde (ölüm ya da belirli bir oran sakatlık halinde) poliçede önceden kararlaştırılan sabit tazminat tutarının ödenmesi demektir. Bu nedenle, ölüm halinde poliçe limiti kadar maktu bir tazminatın ödenmesi gerekir; yaralanmalarda da poliçede belirtilen oran ve tutarlarda ödeme yapılmalıdır. Yargıtay, bu tür sigortalarda gerçek zarar hesabı yapılmasına gerek olmadığını, zarar miktarı somut olarak ispatlanmasa bile poliçe limitine kadar olan bedelin ödenmesinin yeterli olduğunu belirtmiştir.

Karar Sonucu: Sonuç olarak Yargıtay, Koltuk Ferdi Kaza Sigortası kapsamında sigortacının, riziko gerçekleştiğinde poliçede yazılı limit tutarını ödemesi gerektiğine karar vermiştir. Mahkemece bu ilke doğrultusunda, gerçek zarar hesabına girişmeksizin maktu tazminat tutarının tamamının davacılara ödenmesine hükmedilmelidir. Aksi yöndeki karar bozularak, poliçe limitinin ödenmesi gerektiği yönünde hüküm kurulması istenmiştir.

  1. Yargıtay 17. HD 2014/5411 E., 2016/9800 K. (Müteselsil Sorumluluk – Rücuen Tazminatta Kusur Oranı Sorunu)

Olay Özeti: Bu karar, bir trafik kazası sonucunda oluşan maddi zararın rücuen tahsili davasına ilişkindir. Olayda, iki aracın karıştığı bir trafik kazasında, davalılardan birinin aracı savrularak bir işyerine ait depoya çarpmış ve depoda bulunan mallara zarar vermiştir. Davacı sigorta şirketi, sigortalısı olan işyeri sahibine ödediği tazminatı rücuen kazaya karışan sürücülerden talep etmiştir. Dosyadaki bilirkişi raporuna göre kazada davalı sürücü %20 tali kusurlu, diğer dava dışı sürücü ise %80 asli kusurludur. Yerel mahkeme, davalının sadece %20 oranındaki kusuruna denk gelen zarar miktarını ödemesine karar vermiştir.

Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 17. HD, birden fazla kişinin ortak kusuruyla zarara yol açtığı durumlarda müteselsil (zincirleme) sorumluluk ilkelerinin uygulanacağını hatırlatmıştır. 818 sayılı BK m.50 ve 51 (TBK m.61) uyarınca, zarar gören alacaklı, zararın tamamını kusurlu sorumluların herhangi birinden isteyebilir. Somut olayda davalı sürücü %20 kusurlu olsa bile, davacı sigortacı ödediği tüm zararı davalıdan talep edebilir; davalı, diğer kusurlu tarafa rücu edebilir. Dolayısıyla kazaya sebebiyet veren kişiler, kusur oranlarına bakılmaksızın dış ilişkide (zarar görene karşı) zararın tamamından sorumludur. Yerel mahkemenin, bilirkişi raporundaki %20 kusur oranına denk gelen kısmı hüküm altına alıp zararın geri kalanını kapsam dışında bırakması, bu müteselsil sorumluluk ilkesine aykırıdır.

Karar Sonucu: Yargıtay, davacının zararının tamamının davalıdan tahsil edilebileceğini belirterek kararı bozmuştur. Mahkeme, davalının %20 kusurlu olması onun sadece %20 zarardan sorumlu tutulacağı anlamına gelmez; davacı sigortacı, ödediği tüm tazminatı davalıdan rücu edebileceğinden, zararın tamamının hüküm altına alınması gerekir. Sonuç olarak dosya, davacı lehine tam zarar miktarı üzerinden hüküm kurulması için yerel mahkemeye geri gönderilmiştir.

  1. Yargıtay 3. HD 2014/20408 E., 2015/7270 K. (Tazminat Hesabında PMF 1931 Yaşam Tablosu Zorunluluğu)

Olay Özeti: Bu karar, trafik kazasına dayalı tazminat davalarında hangi yaşam tablosunun kullanılacağı konusundaki ilkeleri ortaya koymaktadır. Somut olayda, mahkemece atanan bilirkişi ABD menşeli CSO 1980 yaşam tablosunu esas alarak zarar hesabı yapmış ve mahkeme de bu rapora dayanarak karar vermiştir. Davalı taraf, bu hesaplama yöntemine itiraz etmiştir.

Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, yargıda kabul gören aktüeryal hesap yönteminin “Progressif Rant” formülü ve PMF 1931 yaşam tablosu olduğunu vurgulamıştır. Türkiye’de uzun yıllar sabit rant formülü kullanıldıktan sonra, 1993 Ankara Sempozyumu’nda varılan uzlaşı sonucu daha anlaşılır olan %10 artırımlı – %10 eksiltmeli Progressif Rant yöntemi benimsenmiştir. Bu yöntemde kullanılacak yaşam tablosu ise PMF-1931 tablosudur. Yargıtay, PMF 1931 tablosunun yasal dayanağının mülga 506 sayılı Kanun m.22 olduğunu ve her ne kadar 5510 sayılı yeni Kanun’da açık hüküm olmasa da, yeni düzenleme yapılıncaya kadar bu tablonun kullanılmaya devam edilmesi gerektiğini belirtmiştir. CSO 1980 gibi yabancı yaşam tablolarının kullanılmasının yasal bir dayanağı bulunmamaktadır. Gerçekten de Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre, ABD kaynaklı CSO-1980 tablolarıyla hesaplama yapılamaz; SGK ve yargı hesaplamaları halen PMF-1931’e göre yürütülmelidir.

Karar Sonucu: Yargıtay, yerel mahkemenin CSO 1980 tablosuna göre yapılan hesaplamayı esas almasını yanlış bularak kararı bozmuştur. Hesaplamanın PMF-1931 yaşam tablosuna göre tekrar yaptırılması gerektiği hükme bağlanmıştır. Bu karar, trafik ve iş kazaları da dahil olmak üzere beden gücü kaybı tazminatlarında PMF 1931 tablosunun kullanılmasının zorunlu olduğu yönündeki istikrarı bir kez daha teyit etmektedir.

  1. Yargıtay 17. HD 2014/7117 E., 2016/3080 K. (CSO 1980 Tablosunun Hatalı Kullanımı)

Olay Özeti: Bu karar da aktüeryal tablolarla ilgilidir ve Yargıtay 3. HD’nin yukarıdaki ilkelerini 17. HD özelinde uygulamaktadır. Somut olayda, yerel mahkeme kararına esas alınan bilirkişi raporunda zararın hesaplanmasında CSO 1980 Erkek ve Kadın Mortalite Tablosu kullanılmıştır. Davalı, bu hesaplama yöntemine temyiz dilekçesinde itiraz etmiştir.

Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, karara dayanak yapılan bu hesaplamanın, Yargıtay’ın yerleşik kriterlerine uygun olmadığını belirtmiştir. Özellikle, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 1990 tarihli içtihadına ve Dairenin süregelen uygulamalarına göre, PMF 1931 tablosu dışında bir tabloyla hesaplama yapılması hatalıdır. Mahkemece CSO 1980 tablosuna göre hesap yapan bilirkişi raporunun hükme esas alınması yanlış bulunmuştur.

Karar Sonucu: 17. HD, hesabın PMF 1931 yaşam tablosuyla yapılması için ek bilirkişi raporu alınması gerekirken bunun yapılmamasını bozma nedeni saymıştır. Karar bozulmuş ve dosya, yerleşik Yargıtay kriterlerine uygun biçimde PMF 1931’e göre yeniden tazminat hesabı yapılarak karar verilmek üzere geri gönderilmiştir.

  1. Yargıtay 17. HD 2014/9850 E., 2016/11484 K. (Çocukların Destek Süresi – Eğitim Durumuna Göre)

Olay Özeti: Bu karar, trafik kazasında ölen bir kişinin çocuklarının ne süreyle destek sayılacağı konusunu ele almaktadır. Davada, ölen kişinin hak sahipleri arasında, 16 yaşında lise öğrencisi bir kız çocuğu da bulunmaktadır. Yerel mahkeme, bu çocuk için destekten yoksun kalma tazminatı hesap ederken, çocuğun belli bir yaşa kadar anne desteğine muhtaç olacağını kabul etmiş ancak eğitim durumunu tam değerlendirmemiştir.

Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 17. HD, destekten yoksun kalma tazminatında çocukların destekten yararlanma sürelerinin bazı varsayımlara göre belirlendiğini ifade etmiştir. Genel kabul gören uygulamaya göre; erkek çocuklar 18 yaşına, kız çocuklar 22 yaşına kadar anne-babalarının desteğinde kabul edilir. Ancak çocuk yükseköğrenim yapıyorsa bu süre 25 yaşına kadar uzatılır. Somut olayda, 16 yaşında lise 3. sınıf öğrencisi olan kız çocuğunun eğitimine devam ettiği ve üniversiteye hazırlık için dershaneye gittiği dosyadan anlaşılmıştır. Bu durumda Yargıtay’a göre, bu çocuğun öğreniminin normal şartlarda 25 yaşına kadar süreceği ve bu yaşa kadar annesinden destek alacağı varsayılmalıdır. Mahkemenin, söz konusu çocuk için destek süresini 25 yaşına dek kabul edip buna göre tazminat hesabı yaptırması gerekirken daha kısa bir süreyle sınırlandırması doğru bulunmamıştır.

Karar Sonucu: Yargıtay, söz konusu çocuğun 25 yaşına kadar annesinin desteğinden yoksun kalacağının kabul edilmesi gerektiğini belirterek, eksik destek süresiyle hesap yapan yerel mahkeme kararını bozmuştur. Dosya, 16 yaşındaki davacının 25 yaşına dek destek alacağı varsayımıyla aktüeryal hesaplama yapılması ve bu hesap sonucuna göre karar verilmesi için geri gönderilmiştir.

  1. Yargıtay 17. HD 2013/11965 E., 2014/16069 K. (Engelli Yetişkin Çocukların Destek Hakkı)

Olay Özeti: Bu karar, trafik kazasında ölen bir babanın, engelli ve bekar yetişkin çocuklarının destekten yoksun kalma tazminatı taleplerini konu alır. Davada, müteveffanın iki oğlu 1975 ve 1983 doğumlu olup bekar ve bedensel özürlü durumdadır. Yerel mahkeme, müteveffanın evli ve çalışabilir durumdaki kızının destek tazminatı talebini reddetmiş; ancak engelli oğullarının durumu konusunda hatalı bir değerlendirme yapmıştır. Mahkeme, engelli oğullar Ramazan ve Kadir’in taleplerini reddetmiş ya da yeterince gerekçelendirmemiştir.

Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 17. HD, özürlü (engelli) yetişkin çocukların, müteveffanın desteğine ihtiyaç duyacaklarının açık olduğunu vurgulamıştır. Çalışma imkanı kısıtlı veya hiç olmayan engelli çocuklar, yaşları ilerlemiş bile olsa ebeveyn desteğine muhtaç kabul edilir. Somut olayda da 37 ve 29 yaşlarındaki engelli oğulların, babalarının sağlığında ondan maddi yardım gördükleri, babanın ölümüyle bu destekten mahrum kaldıkları anlaşılmaktadır. Nitekim dosyada bulunan 19.06.2012 tarihli ek aktüerya raporu, bu engelli çocuklar için hesaplanan destekten yoksun kalma tazminatı miktarlarını belirlemiştir. Yargıtay’a göre, engelli çocukların destekten yoksun kalma taleplerinin reddi doğru olmamıştır; mahkemece söz konusu rapordaki tazminat miktarları esas alınarak karar verilmelidir.

Karar Sonucu: Yargıtay kararı, engelli ve çalışamayacak durumda olan yetişkin çocukların, anne veya babalarının ölümü halinde destekten yoksun kalma tazminatına hak kazanabileceklerini teyit etmektedir. Yerel mahkemenin bu çocukların taleplerini reddetmesi hatalı bulunarak bozma kararı verilmiştir. Mahkeme, engelli çocukların müteveffa babadan sürekli destek alacağı gerçeğini gözeterek, hesaplanan tazminatları onlara ödemelidir.

  1. Yargıtay 17. HD 2014/13858 E., 2016/11121 K. (Yetişkin ve Sağlıklı Çocukların Destek Hakkı)

Olay Özeti: Bu karar, trafik kazasında ölen babalarının desteğinden mahrum kaldıklarını iddia eden yetişkin ve sağlıklı iki kız kardeşin davasını ele alır. Davacılar, kazanın meydana geldiği tarihte 32 ve 29 yaşlarında, bekar ve baba ile birlikte yaşayan kız evlatlardır. Yerel mahkeme, bilirkişi raporuna dayanarak bu kızlardan birinin 3 yıl, diğerinin 6 yıl daha babadan destek alacağı varsayımıyla kısmen tazminat hesaplayıp kabul etmiştir. Mahkemenin dayanağı, her iki kızın da evlenmemiş ve babayla birlikte yaşıyor olmalarıdır.

Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 17. HD, çocukların ne zaman bakım ihtiyacından kurtulacakları hususunun somut koşullara göre değişebileceğini, ancak genel olarak sağlıklı yetişkin çocukların belli bir yaştan sonra aile desteğine ihtiyaç duymayacaklarının kabul edildiğini belirtmiştir. Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre normal şartlarda erkek çocuklar 18, kız çocuklar 22 yaşına kadar anne-babadan destek alırlar; yüksek öğrenim görmeleri halinde 25 yaş sınırı uygulanır. Somut olayda davacılar 22 yaşını çoktan geçmiş olup herhangi bir sağlık sorunları da bulunmamaktadır. Sadece bekâr olmaları ve baba ile birlikte oturmaları, tek başına onları “destek almaya devam eden kişiler” yapmaz. Yargıtay, 22 yaşını geçmiş, sağlıklı ve çalışabilecek durumdaki çocukların, özel bir durum (örneğin sakatlık, öğrenim gibi) olmadıkça, anne-babadan destek görmüş sayılmayacaklarını vurgulamıştır. Bu nedenle yerel mahkemenin, sırf evlenmemiş olmalarından hareketle babanın ölümünden sonra da belli bir süre destek alacaklarını varsayması doğru değildir.

Karar Sonucu: Yargıtay, davacı kızların babanın ölüm tarihinde destek görmeye devam edecek yaş eşiğini aşmış olduklarını belirterek, onlara destekten yoksun kalma tazminatı verilmesini hatalı bulmuştur. Mahkemenin kabul ettiği 3 ve 6 yıllık destek sürelerinin bilimsel dayanağı olmadığı, davacıların çalışmasını engelleyen bir özür veya sağlık sorunu bulunmadığı vurgulanmıştır. Sonuç olarak karar bozulmuş; 22 yaş üzerindeki, sağlıklı ve bekâr evlatların destekten yoksun kalma taleplerinin reddedilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

  1. Yargıtay 17. HD 2014/14568 E., 2016/11867 K. (Kadın Eş için Yeniden Evlenme Olasılığı İndirimi)

Olay Özeti: Bu karar, trafik kazasında eşini kaybeden davacı kadına bağlanacak destek tazminatında, yeniden evlenme ihtimaline göre indirim yapılıp yapılmayacağı konusunu incelemektedir. Somut olayda davacının eşi vefat etmiş; davacı kadın 52 yaşında dul kalmıştır (dava sürecinde yaşı 57’ye çıkmıştır). Bilirkişi raporu, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) yeniden evlenme olasılığı tablosuna dayanarak, davacı için %1 evlenme ihtimali bulunduğunu kabul etmiş ve tazminattan bu oranda indirim yapmıştır. Mahkeme de raporu esas alarak karar vermiştir.

Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 17. HD, AYİM yeniden evlenme olasılığı tablosunun dul kadınlar için öngördüğü oranlara atıf yapmıştır. Bu tabloya göre kadınların yaşlarına göre yeniden evlenme ihtimalleri şöyledir:

Yaş Aralığı (Kadın) Evlenme Olasılığı (%)
17–20 52%
21–25 40%
26–30 27%
31–35 17%
36–40 9%
41–50 2%
51–55 1%
56 ve üzeri 0% (fiilen yok)

(Not: Tablo, çocuğu olmayan kadınlar içindir; 18 yaşından küçük her çocuk için bu olasılıklardan %5 puan indirilmesi öngörülür.)

Somut olayda davacı kadın 52–57 yaş aralığında olduğundan, tabloya göre yeniden evlenme ihtimali %0-1 düzeyindedir. Nitekim 51–55 yaş arası için tablo %1 öngörmekle birlikte 56 yaşından itibaren fiilen %0 kabul edilmektedir. Yargıtay, davacının yeniden evlenme ihtimalinin kayda değer olmadığı kanaatindedir. Ayrıca, bir kadının hiç evlenmeyeceğini kesinleştiren bir belge sunulması aranamayacağından, sırf “kesin sıfır değil” diye sembolik de olsa bir indirim uygulanmasını hatalı bulmaktadır.

Not: AYİM tablosu erkekler için doğrudan verilmemiştir ancak araştırmalar, dul erkeklerin yeniden evlenme olasılığının kadınlara göre %77 daha fazla olduğunu göstermiştir. Bu oranlar baz alınarak erkekler için uyarlanan tablo yaklaşık şöyle kabul edilir: 17–20 yaş %90, 21–25 %70, 26–30 %48, 31–35 %30, 36–40 %15, 41–50 %4, 51–55 %2 (her 18 yaş altı çocuk için %5 indirimle).*

Karar Sonucu: Yargıtay, somut olayda davacı eşin yaşına göre evlenme ihtimalinin olmadığı değerlendirilerek tazminattan herhangi bir indirim yapılmaması gerektiğini belirtmiştir. Bilirkişinin ve mahkemenin, “kesin kanıt yok” diyerek %1 gibi cüz’i bir olasılık uygulaması hatalı bulunmuştur. Karar bu nedenle bozulmuş; davacı kadının yeniden evlenme ihtimali olmadığı varsayılarak destekten yoksun kalma tazminatının indirim yapılmadan hesaplanması gerektiği vurgulanmıştır.

  1. Yargıtay 17. HD 2014/12775 E., 2016/11835 K. (Yetiştirme Gideri İndirimi – Anne Gelir Durumu)

Olay Özeti: Bu karar, trafik kazasında ölen bir çocuk nedeniyle anne ve babanın talep ettiği destekten yoksun kalma tazminatında, çocuğun yetiştirilmesi için yapılan giderlerin tazminattan düşülüp düşülmeyeceği konusunu ele alır. Somut olayda, küçük yaşta vefat eden çocuk için hesaplanan destek tazminatından, bilirkişi raporuyla “yetiştirme gideri” adı altında bir indirim yapılmıştır. Yerel mahkeme de bu indirimi kabul ederek karar vermiştir. Ancak dosyada, çocuğun annesinin çalışıp çalışmadığı veya gelirinin olup olmadığı net değildir.

Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 17. HD, yetiştirme gideri indiriminin uygulanabilmesi için belirli koşulların var olması gerektiğini açıklamıştır. Türk Medeni Kanunu’na göre anne ve baba, çocuklarının bakım, eğitim ve korunma giderlerini birlikte karşılamakla yükümlüdür (TMK m.185, 327). Bu nedenle, çocuk ölünce artık yapılmayacak olan bakım/ yetiştirme harcamalarının, hesaplanan destek tazminatından indirilebileceği içtihatlarda kabul edilmektedir. Ancak, bu indirimi yapabilmek için davacının (burada anne) çalışan, geliri olan ve çocuğun bakım masraflarına katılmış olan bir kişi olması gerekir. Eğer anne çalışmıyorsa ya da geliri yoksa, fiilen çocuğun bakım masraflarını üstlenmemiş demektir; bu durumda anne açısından düşen bir gider yoktur ki tazminatından indirilsin. Somut olayda annesinin gelir durumu belirsiz olmasına rağmen raporda indirim yapılmıştır. Yargıtay, anne çalışmıyorsa, çocuğun yetiştirme giderlerinin babanın üzerinde kaldığını ve annenin destek tazminatından indirim yapılmaması gerektiğini vurgulamıştır. Öncelikle mahkemece anne davacının çalışıp çalışmadığı, gelirinin olup olmadığı araştırılmalı; eğer çalışmıyorsa anneden yapılmış bir yetiştirme gideri bulunmadığı kabul edilmelidir.

Karar Sonucu: Yargıtay, anılan gerekçelerle yetiştirme gideri indiriminin eksik incelemeyle uygulanmasını yanlış bulmuş ve kararı bozmuştur. Anne davacının geliri olmadığı belirlenirse, anneye düşen destek tazminatından hiçbir indirim yapılmadan karar verilmelidir. Eğer annenin geliri varsa ve çocuğun bakım masraflarını kısmen üstlendiği anlaşılırsa, o zaman uygun oranda indirim yapılabilir. Bu hususlar araştırılmadan yapılan hesaplamaya dayanarak karar verilmesi hatalı bulunduğundan, dosya gerekli araştırma ve hesap düzeltmesi yapılarak yeniden hüküm kurulmak üzere geri gönderilmiştir.

  1. Yargıtay 17. HD 2014/13819 E., 2016/11838 K. (Ölen Çocuğun İleride Destekliği – Varsayımsal Pay Hesabı)

Olay Özeti: Bu karar, trafik kazasında 7 yaşında ölen bir çocuğun ileride büyüyüp çalışmaya başlaması halinde anne ve babasına sağlayacağı destek miktarının nasıl hesaplanacağı konusunda önemli ilkeler içermektedir. Yerel mahkemece alınan aktüer raporu, çocuğun 18 yaşından itibaren ebeveynine belirli bir oranda sürekli destek olacağını varsayarak tazminatı hesaplamıştır. Ancak rapor, çocuğun gelecekte evlenmesi, çocuk sahibi olması gibi olasılıkları detaylı değerlendirmemiş; ayrıca çocuk 18 yaşına gelene kadar ebeveynin harcayacağı bakım masraflarını (yetiştirme giderlerini) düşmemiştir.

Hukuki Değerlendirme: Yargıtay 17. HD, küçük yaşta ölen bir çocuğun ileride sağlayacağı desteğin hesaplanmasında, yaşamın muhtemel akışının dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Hayatın olağan akışına göre, 7 yaşında ölen bir çocuk 18 yaşından itibaren kazanç elde etmeye başlayacak ve anne-babasına bakma ihtimali ortaya çıkacaktır. Ancak çocuk büyüyüp evlenecek ve kendi ailesini kuracaktır; bu durumda anne-babaya ayırabileceği gelir payı azalacaktır. Yargıtay, içtihatlarında şu varsayımsal paylaştırma yöntemini benimsemiştir:

  • Evlenme öncesi dönemde (çocuk bekar ve çalışıyor iken): Çocuğun kazancının yarısını kendi ihtiyaçlarına, yarısını anne ve babasına ayıracağı varsayılır. Bu durumda anne ve baba toplamda gelirinin %50’sini alır; iki ebeveyne eşit pay verilirse her biri %25 pay alacaktır.
  • Evlenme sonrası dönemde (çocuk evlendikten sonra): Eş ve çocukların da devreye girmesiyle anne-babanın payı düşer. Çocuk evlendiğinde gelirin, iki eş ve iki ebeveyn arasında 4 pay olduğu kabul edilirse anne-babaya toplam gelirinin %33’ü (her birine ~%16.5) düşer. Yargıtay yuvarlayarak her bir ebeveyn için %16 pay öngörmüştür.
  • Çocuğun çocuk sahibi olması halinde: Bir çocuk doğduğunda gelir 1 çocuk, 1 eş ve 2 ebeveyne paylaştırılır (toplam 1+1+2=4 pay çocuğa, 2 pay eşe, 1’er pay anne ve babaya). Bu durumda anne ve babanın her biri için yaklaşık %14 pay öngörülür. İkinci çocuk da doğarsa toplam pay sayısı artacağından her bir ebeveyn payı yaklaşık %12.5 düzeyine iner.
  • Ebeveynlerden birinin vefatı durumunda hayatta kalan ebeveyn, diğerinin payını da alarak bir miktar artışla destek almaya devam edebilir. Ayrıca ilk dava sonucu belirlenmiş paylarda davalı yararına oluşan “kazanılmış hak”lar da gözetilir (somut olayda önceki hesaplamada %20’şer pay verildiği belirtilmiştir).

Bunun yanında, Yargıtay genç yaştaki çocuklar için yetiştirme gideri indirimine de değinmiştir. Ebeveyn, çocuk 18 yaşına gelip çalışmaya başlayana kadar ona bakmakla yükümlüdür. Dolayısıyla çocuk ölünce artık yapmayacağı bu bakım masrafları, destek tazminatından düşülmelidir. Somut olayda 7 yaşındaki çocuk için hazırlanan rapor, çocuğun 18 yaşına kadar olan dönemi dikkate almadan hesap yapmış; oysa 7–18 yaş arasındaki dönemde çocuk ebeveynine destek olamaz, tam tersine ebeveyn çocuğa masraf yapacaktır. Bu nedenle bu döneme ilişkin bir yetiştirme gideri mahsubu yapılması gerekir.

Karar Sonucu: Yargıtay, yerel mahkemece hükme esas alınan aktüerya raporunun hayatın olağan akışına uygun olmadığı ve eksik hesaplama içerdiği kanaatine varmıştır. Çocuğun ileride evlenebileceği, çocuk sahibi olabileceği gibi olasılıklar hesaba katılmadan, anne ve babaya yaşam boyu değişmeyen oranda destek olacağı varsayımıyla hesaplama yapılması doğru bulunmamıştır. Ayrıca, küçük çocuğun 18 yaşına gelene dek yapılmayacak yetiştirme giderlerinin tazminattan düşülmemesi de hatalıdır. Bu gerekçelerle karar bozulmuştur. Mahkeme, Yargıtay’ın belirttiği varsayımsal pay oranlarını ve yetiştirme gideri indirimini dikkate alan yeni bir bilirkişi raporu alarak, hesaplamayı güncelleyip hüküm kurmalıdır.

Av İLKER KILIÇ

GSM : 0 505 506 93 81

Av. İlker Kılıç
Yazar & Hukuki Danışman

Av. İlker Kılıç

Avukat · Fiil Hukuk Bürosu Kurucusu

Fiil Hukuk Bürosu kurucusu Av. İlker Kılıç; iş hukuku, icra iflas hukuku, gayrimenkul hukuku ve aile hukuku alanlarında Bursa'da müvekkillerine etkin ve güvenilir hukuki destek sunmaktadır.

Bu Yazıyı Paylaşmak İstediğiniz Platformu Seçin